Kaç Para Kaç


“Para her yarayı kapatır” diyor Taner Birsel, Selim^in diliyle Kaç Para Kaç^ta. Aslında para birçok yaranın babasıdır, bunu da en iyi Selim biliyor, Taner anlatıyor.

Reha Erdem^in “A Ay” sonrası çektiği ikinci uzun metraj olan film, atmosferi ve hikâyesiyle Türk Sinemasının başyapıtlarından birisidir. Sevdiğimiz bölgelerde gezen filmlere kanımız daha çabuk ısınıyor, bu film de Tünel esnaflarından birisi olan Selim ve onun yüzündeki çizgileri anlatıyor.

Yerden ya da gökten inmiş olsun, kucağımıza bir anda bırakılan paraya sahip olamayız, o paranın esiri oluruz ancak. Aidiyet^in yönü para konusunda farklı olur, yutarız midemize oturur. Paranın yeri bile yoktur, hep bir eli vardır el üstünde durur, yerle teması beş dakikayı geçmez, hemen el üstüne konulur. Aklımızın bir köşesinde durur, yeri geldiğinde kendisini belli eder, tüm değerlerimizin önüne geçip yüzümüze gülümser. Zamanı yoktur ama zamansızlığa da tahammül edemez. Para, sinsi bir dindir, kimi inanır, kimi inkâr eder, kimi kullandığını düşünür ama müridi olur, sürünür.

Gömlek satarak hayatını kazanan Beyoğlu Tünel esnafı Selim, hayatını “bay doğru” tadında yaşayan, iyi bir aile babası ve saygı duyulan bir esnaftır. Bir akşam bindiği takside 450.000 dolar ile yüz yüze gelir, buradaki birkaç saniye para ve hayat ile olan son temiz temasıdır. Sonrası Selim^in yüzüne inen çizgilerin karakterine açtığı derin yaralardır. Yavaş yavaş değişen hayatlarının yanında çok daha hızlı eriyen tükenen bir adam, saniye saniye gerilen bir atmosfer.

Maalesef insan olarak geldiğimiz noktada, kötülüklerin birçoğunu içimizde barındırıyoruz. Fakat yaşadığımız hayat ne kadarını göstermemize müsaade ederse o kadar iyi ya da kötü oluyoruz. Selim taksiye kadar hayatta doğrularıyla rol yapan bir adamken, taksiden sonra yanlışlarıyla gerçek oluyor. Aslında Reha Erdem insanlığın temel ahlaki eksiklerinden birisini Selim karakteriyle yüzümüze vuruyor. Bizi utandırmaktan çekinmeyen film belirli bir noktadan sonra her dakika psikolojik gerilim havasında ilerliyor. Geriliyor, geriyor ve sonunda olması gerektiği gibi sert bir sonla gevşiyor.

Filmde bu kadar gerilmemizin en önemli nedenlerinden birisi içimizde saklı Selim^in, zorlaşan hayat koşullarıyla birlikte bir anda dışarı çıkıp bizi yıkabileceğini açıkça görmemiz sanırım. İnandığımız temizliğimizin bir anda yok olabileceğini anlamak zorluyor bizi, taşıdığımız karakter titriyor. Huzursuzluk ve gerginlik bundan geliyor.

Karakter üzerine yoğunlaşan filmlerde oyunculuğun önemi çok fazla, başta Taner Birsel olmak üzere Bennu Yıldırımlar, Zuhal Gencer ve Engin Alkan gibi isimler gerçekten çok iyi bir performans göstermişler. Annemiz, babamız, patronumuz ya da hayatımızdaki diğer insanlar gibi görünmeyi başarıyorlar, böylece yüzümüzü kızartıyorlar.

Kaç Para Kaç, bana gördüğüm onca insanın yanında her gün baktığım aynayı da anlatmayı başaran ender filmlerden. Kendi kendime yalan söylediğim zamanları bildiğimden ne demek istediğini gayet iyi anlıyorum, hiçbir şeye göre şekillenmemek karakterlerin temel direğidir aslında ve birçoğumuzda o direk ya yamuk ya da hiç yok.

Ve evet “dürüstlük uğraş gerektiriyor”..


3 yorum:

  1. Dylan Dog said,

    Şu anki Türk sinemasının bence en iyi yönetmeni olan reha erdemin mesajını en net ve etkili verdiği en eleştirisel filmi. Bu filmde en çok hoşuma giden yıllardır yaşadığım istanbulu çok farklı bir gözle görmemi sağlaması. Filmin geçtiği dükkan ev gibi mekanların yanısıra karekterlerin giyim tarzı filmin geçtiği modern zamanın içinden kopup bize ayrı bir nostalji yaşatıyor. Birde film bana nedense robert bresson'un L'Argent filmini anımsattı.

    on 10 Haziran 2007 07:20


  2. hayalmeyal said,

    reha erdem'in istanbul'u kullanışı hep hayranlık uyandırmıştır ben de. bildiğimizi, tanıdığımızı sandığımız istanbul'un sokaklarını, vapurlarını çok güzel kullanır.
    senaryosu da ders niteliğindedir, aynı şeyin etrafında döndüğü, herkes "para para" dediği halde nasıl olmuş da bunu hikayeye bu kadar iyi yedirebilmeyi başarmıştır yönetmen?.. reha erdem kesinlikle türk sinemasının en yenilikçi yönetmeni. yaptığı her şey takip edilmeli.

    on 10 Haziran 2007 11:09


  3. _kentaur_ said,

    ilk başlarda çok da reha erdem filmine benzetemesem de ( çok daha müzik bekliyorudum çunku, korkuyorum anneden sonra...)yavaş yavaş film ciddiyetini gosterdi.Selim'in yerinde ben olsam ne yapardım acaba çok merak etmekteyim doğrusu;sonuçta bahsi geçen para,elimizin kiri...Umarım yakın zamanda bir reha erdem filmi daha vizyona girer...bu arada alt kattaki bayan da c bloktaki temizlikçi;iyi bir oyuncu olsa gerek..

    on 17 Eylül 2007 11:28