Super Size Me

A Pizza Hut! A Pizza Hut! Kentucky Fried Chicken and a Pizza Hut! A Pizza Hut! A Pizza Hut! Kentucky Fried Chicken and a Pizza Hut! McDonalds! McDonalds! Kentucky Fried Chicken and a Pizza Hut! McDonalds! McDonalds! Kentucky Fried Chicken and a Pizza Hut! I like food! I like food! Kentucky Fried Chicken and a Pizza Hut! You like food! You like food! Kentucky Fried Chicken and a Pizza Hut!


Amerika Birleşik Devletleri'nde iki obez teenager kızın şişmanlıklarının sorumlusu olarak gördükleri McDonald's'a dava açmalarının ve mahkemenin şişmanlık ve McDonald's arasında şüpheye yer bırakmayacak bir bağlantı bulamamasının akabinde Morgan Spurlock'ın "dur bakalım ben bir ay günde üç öğün McDonald's yiyeyim de göreyim gününü" diye kendini ortalıklara atıp sadece 11 kilo almakla kalmayıp, karaciğerini de pelteye dönüştürmesinin hikayesi. Bol röportajlı bol eleştirel bol mesaj kaygılı... 2004 Sundance Film Festivali'nde gala, en iyi belgesel Oscar adaylığı

Michael Moore'un Bowling for Columbia ile başlattığı trendin bir başka halkası. Kendisinin silah satışları ve K-Mart ilişkisini çözümlemesinden sonra şimdi de Amerikan toplumunun obezite problemine McDonald's penceresinden bakıyoruz. Ama eğer siz de benim gibi bu tarz filmlerden sıkıldıysanız koşarak kaçmanızı tavsiye ediyorum zira "kör gözüm parmağına" yaklaşımı son sürat devam etmekte. 30 gün boyunca toplam 90 öğünde hamburger, çizburger, kızarmış patates, kola, milkshake gibi yüksek yağ, yüksek şeker içeren ürünlerle beslenen herkesin Morgan Ağbi misali Türk kasına sahip olacağını bilmiyor muyduk? Gayet de biliyorduk. Ha belki karaciğer yıpranmasında, psikolojik çöküntüde, hatta cinsel performans düşüklüğünde bu kadar etkisi olacağını tahmin etmiyorduk ama yine de sürpriz olmadı bu sağlıksal mesele bizim için. Ama gene de film elinden geleni yaptı. Aç karınla izlerken önce "Ay bi BigMac olsa da yesem" dedirtti sonradan insanı kızarmış patatesten tiksindirtti.

Lakin film bence asıl yapması gerekeni yapmadı. Büyük şirketlerin reklam politikaları ve çocukların zihnindeki hatırlanma yüzdesi gibi gerçekten enteresan bir konuya teğet geçip işi voleyi kalori cetvelleriyle vurmaya kalkıştı. Halbuki İsa'yı ve George Washington'ı tanımayan çocukların Ronald McDonald'ın şeceresine dair ayrıntılı bilgi sahibi olması aslında meselenin belki de en can alıcı yanıydı.

Tıpkı bunun gibi filmin üzerine basmaktan kaçındığı daha doğrusu yanlış yönden yaklaştığı bir diğer mesele de filme adını da veren super size. Yani McDonald's, Burger King, KFC ve daha nice fastfood zincir restoranında yemek yiyip de "Büyük seçim ister misiniz?" sorusuyla karşılaşmayan yoktur sanıyorum. aradaki fiyat farkı ihmal edilebilir düzeyde düşük olduğu için sanki kar ediyormuşuz gibi hisseder ve kabul ederiz çoğunlukla bu teklifi. E ama aslında bunu yemeyecektik ki biz... Ama şimdi aldık nasılsa verdik bir kere parayı, e o zaman afiyet, bal, şeker olsun; kat kat yağ, löp löp et olsun! Ve sonuç? İhtiyacı olmayan şeyleri tüketme alışkanlığı kazanan küçük tüketim toplumu zavallılarıyız. Pekiyi kim kazandı? Welcome to the world of capital!!!

Bir de filmde röportaj yapılan fazla kilolu genç kızlar vardı iki tane. Bir tanesi "Ben fakirim her gün Subway Sandwich yiyemem" dedi diğeri Cosmo Teen'deki genç kız imajları yüzünden kendisini ne kadar kötü hissettiğini anlattı. "The thinner, the better" üzerinden işleyen vücut endüstrisi en çok gençleri, özellikle genç kızları vuruyor. Bunun bir nevi cinsel taciz, haydi o açıdan bakmayalım ama, bir insan hakları ihlali olduğunun kimse farkına varmıyor. Şişmanların, çirkinlerin, uyumsuzların toplumda kabul göremeyecekleri fikri her gün yeniden yeniden üretiliyor. Lakin film elindeki bunca güzel malzemeyi bir türlü kullanmayı beceremiyor.

Velhasıl, on numara kapitalizm eleştirisi yapma potansiyeline sahipken konunun etrafında dolaşıp bir türlü kalbine varamayan bir film bu. İnsanı fastfood'a bir müddet için de olsa tövbe ettirebilir ama izleyenlerin pek çoğunu aksine özendirdiği de bir gerçek. Sonuç olarak çok kötü bir film olmasa da, hatta McDonald'slarda super size uygulamasının kaldırılmasına, salata menülerinin (ki içindeki soslarla hamburger yemiş kadar olursunuz) sunulmasına, insanlarda bir anti-fastfood aktivizminin gelişmesine de yol açsa yine de orijinal bir fikir olamıyor. Bize de kendisine 10 üzerinden 6,5 vermek düşüyor.

3 yorum:

  1. hayalmeyal said,

    bende patates kızartmasını bir süreliğine bırakma isteği yaratan bir film oldu, ama daha fazlası değil..
    çok güzel bir yazı yazmışsın, yorumuna tamamamen katılıyorum, yüzeylerde dolaşıyor film. üstelik izleyenlerin "30 gün aynı şeyi yiyen herkes böyle olur" diye düşünmesine neden olup belgeselin ciddiye alınmasını da engelliyor. sonuçlarına bakarak en azından biraz işe yaramış diye sevinmek mümkün, ama daha sert ve kapsamlı bir film olsaydı demek daha fazla işe yarardı diye hayıflanmak da..

    on 8 Ağustos 2007 09:07


  2. Burak said,

    Eleştirinin popülerliği canımı sıkıyor. Bağırmak bile trend oldu, garip bir zamandayız. Yazınız düşüncelerime tercüman olmuş, ellerinize sağlık =)

    on 8 Ağustos 2007 09:15


  3. SE7IN said,

    teşekkür ederim efendim ikinize de =) yorumlarınız çok mutlu etti beni

    on 8 Ağustos 2007 09:24