Man Bites Dog


Filmin orjinal adı: C'est arrivé près de chez vous. Telafuzu ve anlamı daha kolay olmasından ötürü başlık olarak, filmin ingilizce ismi "Man Bites Dog"'u tercih ettim.


Belçikalı üç sinema öğrencisinin yönettiği Man Bites Dog, 90'lı yılların oldukça ses getiren işlerinden biriydi. Bugün bu filme baktığımızda belki çok daha farklı bir anlam taşıdığını söyleyebilriz. Filmin söylemek istediklerinin, bugün yaşadığımız durumla birebir örtüştüğünü yadsıyamayız.

Film, bir katil olan Ben'in doğal yaşamını anlatan bir mockumentary(kurmaca belgesel). Film boyunca TV için çekilmekte olan bu sahte belgeselin oluşum sürecini izliyoruz. Filmin yönetmenlerinden biride katili oynayan Benoît Poelvoorde. Filmde belgeseli görüntüleyen kameraman André Bonzel ve röportajcı Rémy Belvaux'da filmin diğer yönetmenleri. Filmin orjinal ismi "C'est arrivé près de chez vous"'nin anlamı "hadise yanı başımızda oldu" demek. Filmin ingilizce ismi ise bana kalırsa daha bir anlam taşıyor. "İnsan Köpeği Isırırsa". Bir köpeğin insanı ısırmasının haber değeri taşımayıp insanın köpeği ısırmasının epey bir haber değeri taşıyacağı ifadesine bir gönderme. Bir nevi medya'da neyin haber olup olamayacağına dair yazılı olmayan kurallara yapılmış bir gönderme. Filmin aslında salt bir medya eleştirisi yada herhangi bir kuruma yada görüşe karşı tutunduğu net bir tavrıda yok. Film sadece her hangi bir zaman dilminde olmuş yada yakın/uzak gelecekte vuku bulabilcek bir duruma değinmeye çalışıyor. Ben'in hangi değer yargılarına sığınarak cinayet işlediğini anlayamıyoruz aslında. Kimi zaman para için kimi zamansa zevk için öldürdüğü apaçık ortada. Ayrıca ilgiçte bir katil profili çiziyor. Oldukça normal sayılabilecek bir aile çevresi var. Bu adamın nasıl olup da bu kadar normal bir aileden böyle manyak bir psikopat olduğuna, ilk başlar da oldukça şaşırıyorsunuz. Katilimizin şiire, müziğe ve genel anlamda sanata yönelik ilgisi ise gözden kaçacak gibi değil. Yer yer komikte sayılabilecek espriler yapıyor. Hatta bir süre sonra seyirci ile empati kurmayı başarabiliyor. Filmi izleyenler hiç çekinmeden bunca korkunç cinayet işlemiş (bunların içinde ufak bir çocuk da var) bu adama sempati duyabiliyor. Bu durum filmin hedeflediğine ulaşmasını sağlıyor aslında. Yazının başlarında değindimiz gibi; günümüzde medya insanı o kadar hipnotize edici hale geldi ki artık kendi fikirlerimiz yada değer yargılarımızdan ziyade izlediğimiz bir TV kanalının anlattıklarını benimser olduk. Gözümüzün içine baka baka yalan söyleyen bir siyasetçiyi destekleyip; Her türlü pisliğe bulaşmış hatta kendince çete kurup mafyacılık oynayan insanları baş tacı etmişiz. Aslında çok da garipsenecek bir durum değil. Çünkü biz katil kişileri "seninle gurur duyuyoruz" nidalarıyla destekleyen bir toplum daha ziyade insan nesliyiz. Oliver Stone'nun Naturel Born Killers" da fenomene dönüşen katil çiftini de hatırlayabiliriz. Belki de ileride TV'den naklen cinayet izleyecek duruma geleceğiz. Bu durum belki çok uç bir varsayım gibi duruyor ama; gidişatımız bu durumun gerçekleşemeyeceğine dair kesin bir yargıyı da koyamıyor. Önümüzde somut bir şekilde duran Irak Savaşı ve bunun Amerikan televizyonlarına yansıyış biçimin hatırlayalım. Her şeyi gördüğü gibi algılayıp sorgulamayı akıl edemeyen halk için medya, çok rahat bir ikna ve kandırma merkezi. Hala "Rambo" filmleri sayesinde Vietnam savaşını kazandığını zanneden amerikan gençleri olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Neyse bu tartışmaların sonu yok. Bir şekilde yaşayıp görüyoruz/göreceğiz.

Filmin genel olarak biçimsel özelliklerine de kısaca değinelim; Filmin siyah-beyaz tonu, olaya oldukça gerçekçi bir hava katmış. Filmin temposunun arttığı kimi sahneler de titreyen kamera, birebir yaşanmışlık hissini oldukça inandırıcı biçimde yansıtıyor. Hatta bu inandırcılık kimi cinayet sahnelerinde izleyeni ufak bir dehşete de düşürmüyor değil. Filmin sahte bir belgesel olduğu gerçeğini kendinize zoraki olarak kabul ettiriyorsunuz. Sonuç itibariyle Man Bites Dog, her zevke ve bünyeye hitap eden bir film değil. Kimilerine oldukça rahatsız edici gelebilir. Ama bir çok yönden de izlenmesi ve keşfedilmesi gereken kült bir klasik.

3 yorum:

  1. adam kesher said,

    sinemada salt gerçekliğe inananların izlemesi gereken bir başyapıttır. medyanın insanları nasıl duygusuzlaştırdığını, azılı bir katilin bile kamera karşısıında bize asında ne kadar da komik geldiğini. yakında acaba böyle mi olacak diye korku içerisine düşmeme neden olmuş bir film. filmde katilin doğumgünü sahnesine dikkat. bir de tabi ki remy'nin davranışlarına..

    on 5 Ağustos 2007 13:34


  2. suhan said,

    ilk kez bir arkadaşımın vasıtasıyla L.A.de seyrettiğim ve inanılmaz sevdiğim DVD koleksiyonumun en baba filmlerinden biri,gerçekten hiçbir mesaj kaygısı olmadan yapılmış ama inanılmaz güzel mesajlar veren bir film...hepimizin içinde bulunan canavarı mockumentary olarakta olsa izlemek ve yaşamak güzel..

    on 15 Ağustos 2008 19:34


  3. Baggio said,

    Gerçekten sinema tarihinin şiddeti konu alan filmlerinden en rahatsız edicilerinden biri diyebiliriz.Özellikle tecavüz sahnesi çok gerçekçi ve tahammül edilemezdi.Psikopat bir film yakıştırmasını sonuna kadar haketmiş bir film.

    on 31 Ocak 2009 01:29