What’s Eating Gilbert Grape





















“Zırhı parlamayan şövalye”

Lasse Hallstrom’un yönettiği 1993 yapımı film. İlk kez yıllar önce televizyonda izlemiş, bir türlü Gilbert Grape’in hayatını unutamamıştım, boğazıma düğümlenip kalmıştı, tekrar izledim, tekrar tekrar da izlemek istiyorum..

Gilbert (Johnny Depp), özürlü erkek kardeşi Arnie (Leonardo DiCaprio), kocasının kendisini asmasından sonra sürekli yemek yiyerek evden çıkamayacak kadar şişman hale gelmiş annesi (Darlene Cates) ve iki kız kardeşi ile birlikte küçük bir kasabada yaşar. Kasabaya yeni açılan Foodland’e dayanmaya çalışan küçük bir markette çalışır, evli ve iki çocuklu bir kadınla ilişkisi vardır. Gilbert’ın hayatı her gün aynıdır. Sadece Arnie’nin ara sıra kuleye çıkması onun hayatına ve kasabaya -artık alışılmış- bir hareket getirir. Gilbert’ın günleri, doktorların on yaşına kadar yaşayacağını söyledikleri ancak 18 yaşına basmak üzere olan Arnie ile ilgilenmekle geçer, akşamları onu yıkayıp yatırmak da onun görevidir. Kendi hayatı için düşünecek hiç zamanı yoktur. Etrafındaki herkes de ondan sadece sorumluluklarını yerine getirmesini bekler. Ailenin tek amacı ve en büyük hazırlığı Arnie’nin on sekizinci yaş günü partisidir, çünkü annenin en büyük isteği onun on sekiz yaşına girdiğini görmektir.

Arnie’nin en büyük eğlencesi kasabadan hep aynı zamanda geçip giden kampçıları izlemektir. Bir gün o kampçılardan biri araçları bozulduğu için bir süre kasabada kalır. Böylece Gilbert ilk kez kendisine “Ne istiyorsun” diye soran Becky ile tanışır (Juliette Lewis). “İyi bir adam olmak istiyorum” diye cevap verir Gilbert ona. Aslında iyi bir adam olduğunun bile farkında değildir. Ara sıra kardeşinin ölmesini istediği, annesini görmek isteyen çocuklara onu pencereden gösterdiği için kendisini kötü biri sanmaktadır. Aslında sadece her şeye sessizce katlanan Gilbert’ın attığı küçük çığlıklardır onlar. İzlerken Gilbert yerine biz bağırmak isteriz, onun yerine biz çığlık atmak, yeter demek isteriz, ama o sessizdir hep. Çünkü o bilmese de biz onun annesini ne kadar çok sevdiğini biliriz, farklı nedenlerle annesi gibi o da eve "bağlı"dır, sorumluluk duygusu onun asla uzaklaşmasına izin vermez. Arizona Dream’in Grace’ine benzetmek mümkün onu, ancak Grace bu duruma isyan ediyordu, Gilbert ise sessizce katlanır.

Becky sayesinde bir hayatı olduğunun farkına varır Gilbert ve nereye isterse gidebileceğini anlar. Sürekli "gitmem gerekli" diyerek evine dönen Gilbert, en sonunda gerçekten gider, böylece rahatlarız biraz. Annesinin ona dediği gibi “zırhı parlamayan şövalye” en büyük ödülü hak eder çünkü; kendi hayatını..

Filmdeki tüm oyuncular çok başarılı, ancak Leonardo DiCaprio kesinlikle kariyerinin en iyi oyunculuğunu çıkarıyor. Johnny Depp ise bildiğimiz gibi hep. İçinde olduğu her şeyin parlamasını sağlıyor yine. Ondan başka kimse böyle bir Gilbert olamazdı.

5 yorum:

  1. Basak said,

    harika bir yazı...
    mutlaka izleyeceğim

    on 3 Ağustos 2007 01:20


  2. oinone said,

    Annenin 'gunisigi' Arnie'i almak icin karakola gitmesi ve "Gerrrryy!!!!" seklindeki seslenisi aklimiza geldikce bir kac dostla bizi kahkahaya bogar hala.. Benim icin sevimli olmaya calisan bir Hallstrom filmi olmaktan oteye gidememistir Gilbert Grape. Buna baslica 1-Johnny Depp'in kanimca en kotu performansi 2-Juliette Lewis'in sinir bozucu aksani sebep olmustur. Boyle bir cast icin en sasirtici olan ise hic seyretmemis bir arkadasimla tekrar seyretmeme sebebiyet verebilecek olan Leonardo Di Caprio.

    Bu sirada filmin cekimlerinin basrol oyunculari acisindan baya bir sorunlu gectigini, bunun sebebinin de Johnny Depp'in depresif ve kafasi ucmus hali oldugu soylenir.(Bunun sebebi de o siralar Winona Ryder'dan ayrilmasiymis) J. Depp hala bu filmi seyretmemis ve seyretmek istemedigini ifade ediyor.. Ve her nasilsa seyrederken seyirciye de bunu hissettiriyor..

    on 20 Ekim 2007 16:12


  3. hayalmeyal said,

    bunu bilmiyordum, demek Gilbert'ın bulunduğu yerde olmak istemeyen huzursuz ve sıkıntılı hallerini derinden hissetme nedenim biraz da buymuş..

    on 20 Ekim 2007 16:21


  4. Wereyda said,

    sevimli olmaya çalı$an bir film olmadığını,
    yönetmenin duygusal sömürüye böylesi müsait durumlardan kasten faydalanmıyormu$casına bir refleks içerisine girerek sadece bir$eyleri sırtlanmı$ yorgun bir genç adamın hikayesini anlatması olarak özetlemeliyim kendimce. enfes bir film çünkü abartıdan uzak, yalın.

    biraz ağlatması gerekiyor sanırım bir filmin "iyi" olduğunu kanıtlayabilmesi için izleyiciye. i$te bu bence ağlanası bir durum.

    on 21 Ekim 2007 15:03


  5. lady shave said,

    müthiş bir film..
    öyle gerçek ki öyle güzel ki tüm oyunculuklar sizde onlarla akığ gisiyorsunuz filmde..
    acı, hüzün, umut.. herşey var..

    on 19 Aralık 2010 02:28