81. Oscar Ödülleri



Slumdog Millionaire sekiz dalda ödül alarak düşündüğümün aksine geceye damgasını vuran film oldu.
Diğer ödüllerse sanırım beklendiği gibi;

* En İyi Film: Slumdog Millionaire

* En İyi Kadın Oyuncu: Kate Winslet (The Reader)

* En İyi Erkek Oyuncu: Sean Penn (Milk)

* En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Penélope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)

* En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Heath Ledger (The Dark Knight)

* En İyi Yönetmen: Danny Boyle (Slumdog Millionaire)

* En İyi Özgün Senaryo: Dustin Lance Black (Milk)

* En İyi Uyarlama Senaryo: Simon Beaufoy (Slumdog Millionaire)

* En İyi Animasyon: Wall-E (Walt Disney; Andrew Stanton)

* Yabancı Dilde En İyi Film: Departures (Japonya)

* En İyi Belgesel: Man on Wire (James Marsh, Simon Chinn)

* En İyi Görüntü Yönetmeni: Anthony Dod Mantle (Slumdog Millionaire)

* En İyi Sanat Yönetimi: Donald Graham Burt, Dekor: Victor J. Zolfo (The Curious Case of Benjamin Button)

* En İyi Kostüm: Michael O'Connor (The Duchess)

* En İyi Kurgu: Chris Dickens (Slumdog Millionaire)

* En İyi Ses Miksajı: Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty (Slumdog Millionaire)

* En İyi Ses Kurgusu: Richard King (The Dark Knight)

* En İyi Makyaj: Greg Cannom (The Curious Case of Benjamin Button)

* En İyi Müzik: A.R. Rahman (Slumdog Millionaire)

* En İyi Şarkı: O Saya (Slumdog Millionaire)

* En İyi Görsel Efekt: Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron (The Curious Case of Benjamin Button)

* En İyi Kısa Film: Spielzeugland (Jochen Alexander Freydank)

* En İyi Kısa Animasyon: La Maison en Petits Cubes (Kunio Kato)

* En İyi Kısa Belgesel: Smile Pinki (Megan Mylan)


3 yorum

The Wrestler


Bu filmi iki kelimeyle özetle deseler bana 1- et, 2-pazarı. Bu kadar açık, bu kadar net. 20 sene önce bir efsaneyken 20 sene sonra karın tokluğuna gösteri maçlarına çıkan, emekli olma zamanı çoktan geçmiş bir Amerikan güreşçisi; 10 yaşlarında bir erkek çocuk annesi, orta yaşa yaklaşmış, ama yaşından erken yaşlanmış yine emekli olması gereken bir striptizci, ve bir süpermarketin şarküteri büfesi. Görüyorsunuz değil mi benzerliği, herkes iyi kötü etini satıyor, geçim derdi bu başka şeye benzemiyor.
Bu arabesk girişten sonra ciddiyetle devam etmek mümkün mi bilinmez ama deneyelim. Darren Aronofsky'nin dördüncü filmi, Amerika'da 30 Ocak 2009'da vizyona girdi, bizde !f İstanbul 2009'da galası yapıldı. Eleştirmenler pek beğendi, Oscar adaylıkları geldi, Mickey Rourke'un dönüşü dediler, Bruce Springsteen filmin müziğini meccanen yapmış diye pek sevindiler, sonda Sweet Child o' Mine çaldı çok heyecanlandılar, çünkü onlara göre de "karı kılıklı Cobain" gelip insanlara eğlenmeyi yasak etmişti, halbuki 80ler ne güzeldi. Ayrıca zaten hepsi Soğuk Savaş'ı görmüş çocuklardı, televizyonda Rocky Rus rakibine yumruklar atarken "USA, USA" diye tempo tutmuş çocuklardı; e o zaman bu filmin ambiyansı onlar için bir çocukluk hatırasıydı.
Efendim (son bir ciddiyet denemesi), Randy "The Ram" Robinson, ki gerçek adı Robin Ramzinsky'dir (Soğuk Savaş kokusu-1, sonu -sky'le biten Polonyalı-Amerikalı soyadı) 1980'lerde efsane olmuş hala da hatırlanan bir Amerikan güreşçisidir. Özellikle 1989'da bir başka efsane İranlı Ayetullah'la (ki sonradan öğreniyoruz adamın gerçek adı Bob, İranlı bile değil muhtemelen, e o zaman Soğuk Savaş kokusu-2) yaptığı maç hala unutulmamış. Ama aradan geçen 20 yılda the Ram (koç demektir efendim) doğal olarak yıllara pek de meydan okuyamamış. Saçları hala sarı, teni hala bronz, kasları hala top top ama, kuaförden, solaryumdan, steroidden destek almadan olmuyor artık bu işler.
Zaten bilen de biliyor aslında hiç kimse gerçekte dövüşmüyor. "Biraz şundan yaparız, biraz da bundan, hırpalarız birbirimizi biraz, seyirciyi gaza getiririz, sonra Ram Jam'le bitiririz." "Anlaştık Ram, sen en büyüksün!!" Her maçtan önce yaşanan doğal diyaloglar bunlar. Ama artık danışıklı dövüşleri bile kaldırmıyor Koç'un kalbi. Geçirdiği enfarktüs sonrası gözünde hastane gözlüğü, elinde babaanne usulü ilaç torbası, her tarafı yırtık montuyla eve dönüp emekli olduğunu herkese ilan ettiğinde seviniyoruz, oh hayatı seçti diye, zira doktor yasakladı ya güreşi artık.
Ama sonra bakıyoruz ki o hayat aslında hayat değilmiş çünkü bunca yıllık ömründe güreşmekten başka pazarlanabilir bir şeyi hiç olmamış Koç'un. Marketin şarküteri reyonunda yumurta salatası tartmak onun için ölümden de betermiş. Ah aslında onu hayata bağlayacak bir şey olsa, mesela bir kızıyla barışsa, ya da her gün takıldığı kucak dansçısı/striptizci Cassidy/Pam onunla arasındakileri bir iş ilişkisi olarak görmekten vazgeçip hoşlandığını itiraf etse, o bira içtikleri günkü öpüşmenin devamı gelse...
Ahhh ama olmuyor maalesef. Koç da peynir kesmekten bıktığı bir anda parmağını da kesip diyetini ödüyor işinin ve çıkıyor yeniden ringe. Sonrası seyircinin hayalgücüne bırakılmış gibi yapılmış ama son sahnede ekran karardığında salonda hiç kimse bundan sonra ne olacağı konusunda tereddüt etmiyor.
Mickey Rourke efsanevi bir dönüş yaşadı mı emin değilim ama performansı gerçekten takdire şayandı. Sinema dünyasının sönmüş bir yıldızının başka bir sönmüş yıldızı canlandırması muhteşemdi. Filmde yüzünün görünmediği sahne neredeyse yok gibiyken performansı hiç düşmedi. Ama ben en çok Cassidy/Pam'i sevdim/beğendim. Marisa Tomei, ki kendisinin de parlayan bir yıldız olduğunu söylemek zor, iş saatleri ve iş dışı kavramını, o şizofren hayatın yarattığı hüznü, yarım kalmışlığı o kadar güzel hissettirdi ki bize yavaş yavaş derinleşen yüz çizgileri ve gözleriyle... Çok çok güzeldi.
Ana karakterler olduğunu varsaydığımız ekip içinde en sevimsizi Koç'un kızı Stephanie. Gerçi sevimsiz olmaya mecbur bir karakter, babasıyla arasında yaşananlardan sonra Strawberry Shortcake olmazmış o kızdan, ve olmamış da zaten. Gerçi kızdan nefret ettirmesine gerek yokmuş Darren Abimizin ama ettik bir kere. (Ama ben onun yerinde olsam daha da nefret edilebilir bir insan olurdum muhtemelen buna da şükür)
Aronofsky'le tek bağım Requiem for a Dream'di. Pi'ye katlanamadım, the Fountain'ı izlemedim. The Wrestler'dan ilk çıktığımda da filmi sevmediğimi düşünmüştüm. Rocky parodisi gibi geldi bana, bol klişeli biberli. Ama şimdi bakıyorum da bu kadar yazdığıma göre hakkında sevmedim desem de sevmişim aslında, en azından iz bırakmış bende. Bir sürü film gibi bir saatte buhar olup uçmamış aklımdan. Demek ki izlemeye değer bir filmmiş, muhtemelen vizyona girebilirmiş, bu kadar spoiler'dan sonra hala keyfiniz kaçmadıysa gidinizmiş, iyi seyirlermiş...

2 yorum

She-J


Evet efendim, yine meraklısına bir filmle huzurlarınızdayız. She-J profesyonel kameraman bir arkadaşımız olan Elvan Kıvılcım'ın neredeyse her şeyini tek başına hallettiği 2007 yapımı filmi. Elvan yönetmen, yapımcı, kameraman (bu da aslında kadınlar için kullanılmaması gereken bir kelime ama kameravoman diye bir şey girmedi henüz güzel Türkçe'mize), kurgucu, müzikçi, her şeyci bu 63 dakikalık mini mini belgesel filmde. Geçtiğimiz günlerde Pera Müzesi'ndeki film etkinliklerinin açılış filmi olarak yayınlanmıştı She-J, orada yakalayamamıştım, evde DVD'ye kısmetmiş.
She-J ismi aslında filmin konusuna dalalet diyebiliriz. Konumuz şu: iki tane kadın (she) DJ (j) var elimizde. Türkiye'den DJ Beyza ve Hollanda'dan DJ Dame (Natasja). Aşağı yukarı aynı yaşlarda, kariyer basamakları olarak aynı yerlerde iki kadın. İkisi de evli değil, ve ikisinin de 11 yaşında oğulları ve uzun süreli sevgilileri var, ikisinin de sevgililerinin ailesi DJ oldukları ve anne oldukları için bu kadınları oğullarına layık görmüyor. Natasja Lahey'in durgunluğundan düzeninden bıkkın, hareket ister; Beyza İstanbul'un kaosundan, pisliğinden bıkkın tertip, düzen, medeniyet ister. Ama en sonunda birbirlerinin yaşadıkları hayatı gidip yerinde görünce aslında çok da farklı olmadıklarını anlayıverirler.
Film fena değil, anlatmak istediğini anlatmış. Ama bazı kartların üzerine fazla oynanmış bence. Başta annelik... Ben çocuğum olmadığı için mi böyle düşünüyorum bilemiyorum ama kadınların ikisinde de bir "İşime aşığım, sevgilime aşığım, ama en çok oğluma aşığım" modu var ki evlerden ırak. Özellikle Beyza bölümlerde iyice rahatsız edici olabiliyor bu mod. Çünkü kendisi Türk erkeğinin 35 yaşına da gelse çorabını annesine yıkattığından, sonra da anası gibi bir gelin bulup evlenip ömrü hayatını ense yaparak geçirdiğinden şikayet ederken eşek kadar olmuş oğlunun kahvaltısını çocuğun ağzına yedirmekte bir beis görmüyor. Bir yandan ataerkil toplumdan şikayet edip, "Ah hepsi annelerin suçu nasıl yetiştirirsen öyle olur" deyip, diğer yandan "Aslan oğlum evimizin erkeği" söylemlerine girilebiliyor.
İkincisi, yine Beyza'yla ilgili olacak zira Natasja'nın hem filmdeki süresi daha kısa gibi geldi bana hem de "yabancı" olanın dediklerini yabancılığına vermek kolay da "bizden" olan daha bir göze batıyor, Beyza yaptığı işin tamamiyle erkek egemen bir piyasa olduğunu anlatırken işiyle ilgili en fazla "elinin hamuru" şeklinde bir eleştiri aldığını, bir de yolda giderken insanların kendisine tuha tuhaf baktığını söylüyor. Eğlence sektöründe, ve geceleri çalışan, şehir şehir dolaşan, bakımlı, hoş, elinden içki sigara düşmeyen bir kadının karşılaştığı tek tacizin bu kadarla kaldığına inanasım gelmiyor. Eğer öyleyse "canım Türkiye'm" derim ben.
Bir de bu kadınlar, özellikle Beyza kendilerini kimseye beğendiremiyorlar. Oğlunun okulundaki "kokoş"lar eşofmanla geldi diye beğenmiyor, bunlar çalarken dans edecek Rus olduğunu varsaydığımız dansçı kadınlar tişörtle sahne çıkıyorlar diye beğenmiyor, sevgililerin anneleri DJ diye beğenmiyor falan filan. Gerçi Beyza da kimseleri beğenmiyor. Özellikle Türkiye'de insanların hem birer pislik olduklarını hem de pislik olmaktan başka çareleri olmadığını düşünen, ülkesini ve İstanbul'u çok seven ama bir yandan da Avrupa'ya kapağı atmak isteyen, gitse burayı özleyen, gelse gitmek isteyen insanlardan kendisi. Asya Birliği'ne girelim bence diyor, ama "Ah Türkiye de Avrupa gibi olsun" istiyor, ama Türkiye'deki diğer Türklerin kafası onun gibi olmadığından bunun ülkeye zarar vereceğini düşünüyor.
Ha bir de son olarak bu iki kadın birbirini bu filmden önce hiç tanımıyor, ilk defa Natasja İstanbul'a geldiğinde Atatürk Havalimanı'nda karşılaşıyorlar. Ama iki saat sonra bakıyoruz ki Beyza'nın evinde bilgisayardan fotoğraflara bakıyorlar. "Nasıl buldun sevgilimi?" "Beğendim, bence tam bir erkek!" "Ekikikikikiki!!!" E bu nedir şimdi?
Neyse uzatmayayım daha fazla. Filmin sonu mutlu son; gösterilen çabaya, tek kişilik çalışmaya, ucundan kıyısından feminist sinemaya göz kırpan, kadına kadın gözüyle bakan Elvan'a alkışlar bizden. Dediğim gibi meraklısına...

1 yorum

81. Oscar Adayları




"Üç Maymun" aday olacak mı heyecanı ile başladığımız ödül töreninin bu yılki galibi belli ki "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" olacak. Filmi tam da Oscarlık olduğu için sevemedim ve David Fincher'a hiç yakıştıramadım. Aynı şekilde "Slumdog Millionaire" de Oscarlık denilebilecek bir film. Fazla yerli yerine oturan hesaplı bir senaryosu, zorlama bir aşk hikayesi var. Tabi tam da bu nedenler yüzünden bu iki film, sürpriz olmazsa ödülleri toplayacaklar.
Sadece sanat yönetimi, kostüm adaylıkları bulunan "Revolutionary Road"un fena halde hakkının yendiğini düşünüyorum. Açıkçası yukarıda saydığım filmlerden çok daha iyi bir film. Sanırım akademi bir tane "Amerikan Güzeli" yeter diye düşünüyor.
Benim için çok fazla öne çıkan bir film yok bu yıl, ama yine de merak etmemek mümkün değil.

Adaylar;

En İyi Film

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi"/"The Curious Case of Benjamin Button" (Paramount-Warner Bros.)

· "Frost/Nixon" (Universal)

· "Milk" (Focus Features)

· "The Reader" (The Weinstein Company)

· "Slumdog Millionaire" (Fox Searchlight)

En İyi Kadın Oyuncu

· Anne Hathaway ("Rachel Getting Married")

· Angelina Jolie ("Sahtekâr"/"Changeling")

· Melissa Leo ("Donmuş Irmak"/"Frozen River")

· Meryl Streep ("Şüphe"/"Doubt")

· Kate Winslet ("The Reader")

En İyi Erkek Oyuncu

· Richard Jenkins ("Ziyaretçi"/"The Visitor")

· Frank Langella ("Frost/Nixon")

· Sean Penn ("Milk")

· Brad Pitt ("Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi")

· Mickey Rourke ("Şampiyon"/"The Wrestler")

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

· Amy Adams ("Şüphe"/"Doubt")

· Penélope Cruz ("Barselona, Barselona"/"Vicky Cristina Barcelona")

· Viola Davis ("Şüphe"/"Doubt")

· Taraji P. Henson ("Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi")

· Marisa Tomei ("Şampiyon"/"The Wrestler")

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

· Josh Brolin ("Milk")

· Robert Downey Jr. ("Tropik Fırtına"/"Tropic Thunder")

· Philip Seymour Hoffman ("Şüphe"/"Doubt")

· Heath Ledger ("Kara Şövalye"/"The Dark Knight")

· Michael Shannon ("Hayallerin Peşinde"/"Revolutionary Road")

En İyi Yönetmen

· David Fincher ("Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi")

· Ron Howard ("Frost/Nixon")

· Gus Van Sant ("Milk")

· Stephen Daldry ("The Reader")

· Danny Boyle ("Slumdog Millionaire")

En İyi Orijinal Senaryo

· "Donmuş Irmak"/"Frozen River" (Courtney Hunt)

· "Daima Mutlu"/"Happy-Go-Lucky" (Mike Leigh)

· "In Bruges" (Martin McDonagh)

· "Milk" (Dustin Lance Black)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Senaryo: Andrew Stanton, Jim Reardon, Öykü: Andrew Stanton, Pete Docter)

En İyi Uyarlama Senaryo

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Senaryo: Eric Roth, Öykü: Eric Roth, Robin Swicord)

· "Şüphe"/"Doubt" (John Patrick Shanley)

· "Frost/Nixon" (Peter Morgan)

· "The Reader" (David Hare)

· "Slumdog Millionaire" (Simon Beaufoy)

En İyi Animasyon

· "Bolt" (Walt Disney; Chris Williams, Byron Howard)

· "Kung Fu Panda" (DreamWorks Animation; John Stevenson, Mark Osborne)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Walt Disney; Andrew Stanton)

Yabancı Dilde En İyi Film

· "The Baader Meinhof Complex" (Almanya)

· "Sınıf"/"The Class"/"Entre les murs" (Fransa)

· "Departures" (Japonya)

· "Revanche" (Avusturya)

· "Beşir'le Vals"/"Waltz with Bashir" (İsrail)

En İyi Belgesel

· "The Betrayal (Nerakhoon)" (Yapımcılar: Ellen Kuras, Thavisouk Phrasavath)

· "Encounters at the End of the World" (Yapımcılar: Werner Herzog, Henry Kaiser)

· "The Garden" (Yapımcılar: Scott Hamilton Kennedy)

· "Man on Wire" (Yapımcılar: James Marsh, Simon Chinn)

· "Trouble the Water" (Yapımcılar: Tia Lessin, Carl Deal)

En İyi Görüntü Yönetmeni

· "Sahtekâr"/"Changeling" (Tom Stern)

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Claudio Miranda)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Wally Pfister)

· "The Reader" (Chris Menges, Roger Deakins)

· "Slumdog Millionaire" (Anthony Dod Mantle)

En İyi Sanat Yönetimi

· "Sahtekâr"/"Changeling" (Sanat Yönetmeni: James J. Murakami, Dekor: Gary Fettis)

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Sanat Yönetmeni: Donald Graham Burt, Dekor: Victor J. Zolfo)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Sanat Yönetmeni: Nathan Crowley, Dekor: Peter Lando)

· "Düşes"/"The Duchess" (Sanat Yönetmeni: Michael Carlin, Dekor: Rebecca Alleway)

· "Hayallerin Peşinde"/"Revolutionary Road" (Sanat Yönetmeni: Kristi Zea, Dekor: Debra Schutt)

En İyi Kostüm

· "Australia" (Catherine Martin)

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Jacqueline West)

· "Düşes"/"The Duchess" (Michael O'Connor)

· "Milk" (Danny Glicker)

· "Hayallerin Peşinde"/"Revolutionary Road" (Albert Wolsky)

En İyi Kurgu

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Kirk Baxter and Angus Wall)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Lee Smith)

· "Frost/Nixon" (Mike Hill and Dan Hanley)

· "Milk" (Elliot Graham)

· "Slumdog Millionaire" (Chris Dickens)

En İyi Ses Miksajı

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (David Parker, Michael Semanick, Ren Klyce, Mark Weingarten)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Lora Hirschberg, Gary Rizzo, Ed Novick)

· "Slumdog Millionaire" (Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Tom Myers, Michael Semanick, Ben Burtt)

· "Wanted" (Chris Jenkins, Frank A. Montaño, Petr Forejt)

En İyi Ses Kurgusu

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Richard King)

· "Iron Man" (Frank Eulner, Christopher Boyes)

· "Slumdog Millionaire" (Tom Sayers)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Ben Burtt, Matthew Wood)

· "Wanted" (Wylie Stateman)

En İyi Makyaj

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Greg Cannom)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (John Caglione, Jr., Conor O'Sullivan)

· "Hellboy II: Altın Ordu"/"Hellboy II: The Golden Army" (Mike Elizalde, Thom Floutz)

En İyi Müzik

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Alexandre Desplat)

· "Defiance" (James Newton Howard)

· "Milk" (Danny Elfman)

· "Slumdog Millionaire" (A.R. Rahman)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Thomas Newman)

En İyi Şarkı

· 'Down to Earth' ("Vol.İ"/"Wall-E" filminden; Söz: Peter Gabriel, Müzik: Peter Gabriel and Thomas Newman)

· 'Jai Ho ("Slumdog Millionaire" filminden; Söz: Gulzar, Müzik: A.R. Rahman)

· 'O Saya ("Slumdog Millionaire" filminden; Söz ve Müzik: A.R. Rahman, Maya Arulpragasam)

En İyi Görsel Efekt

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Nick Davis, Chris Corbould, Tim Webber, Paul Franklin)

· "Iron Man" (John Nelson, Ben Snow, Dan Sudick, Shane Mahan)

En İyi Kısa Film

· "Auf der Strecke (On the Line)" (Reto Caffi)

· "Manon on the Asphalt" (Elizabeth Marre, Olivier Pont)

· "New Boy" (Steph Green, Tamara Anghie)

· "The Pig" (Tivi Magnusson, Dorte Høgh)

· "Spielzeugland (Toyland)" (Jochen Alexander Freydank)

En İyi Kısa Animasyon

· "La Maison en Petits Cubes" (Kunio Kato)

· "Lavatory - Lovestory" (Konstantin Bronzit)

· "Oktapodi" (Emud Mokhberi, Thierry Marchand)

· "Presto" (Doug Sweetland)

· "This Way Up"(Alan Smith, Adam Foulkes)

En İyi Kısa Belgesel

· "The Conscience of Nhem En" (Steven Okazaki)

· "The Final Inch" (Irene Taylor Brodsky, Tom Grant)

· "Smile Pinki" (Megan Mylan)

· "The Witness - From the Balcony of Room 306" (Adam Pertofsky, Margaret Hyder)

adaylar için kaynak sinema.com

1 yorum

Höstsonaten


Bergman’ın 1978 yapımı filmi.

Eva (Liv Ullmann) bir papazla evlidir, oğlu Erik dört yaşına basmadan ölmüştür. Eva, yedi yıldır görmediği annesinin ziyaretini beklerken oğluna ve annesine dair düşünceler içindedir. Annesi Charlotte (Ingrid Bergman) bir konser piyanistidir ve Eva’nın çocukluğundan beri her zaman seyahat etmek zorunda kalmıştır. Charlotte geldiğinde her şey normal görünür. İkisi de heyecanlıdır. Eva hasta kız kardeşi Helena’nın da onunla yaşadığını söyleyince anne ve kız arasında ilk gerilim gelir gelmez yaşanır. Charlotte, Helena’yı görmek için odasına gider. Kızın söylemeye çalıştıklarını Eva ona tercüme eder. Anne, kendi kızına tamamen yabancıdır. İkinci gerilim Eva’nın yemekte piyano çalması ve annesinin onu eleştirmesiyle yaşanır. Sonuçta ikisinin de maskelerini çıkarıp gerçekleri konuştukları gece her şey çözülür. Charlotte konuşmaya çok istekli olmasa da Eva kararlı bir biçimde düşündüğü her şeyi söyler. Charlotte bu nefretin büyüklüğü karşısında sarsılır. Sonra sıra ona gelir. O zamanlar ne düşündüğünü, hissettiğini anlatmaya çalışır. Ancak alt üst görünmektedir. Her şey konuşulduğunda dışarıda güneş doğmaya başlamıştır.

Çok huzursuz bir atmosfer yaratmıştır Bergman filmde. Ama dört kişi arasında neredeyse tek mekanda geçen bu filmin en önemli gücü oyuncularıdır. Her an gerilim dolu ve patlama yaşayacakmış gibi görünen bu karakterleri hepsi de çok iyi canlandırmışlardır. Liv Ullmann, piyano başında annesine baktığı sahnede bakışlarıyla filmle ilgili o kadar çok şey söyler ki. Aslında Bergman filmlerinde karakterler, bakışlara, hareketlere bırakmazlar pek söyleyeceklerini, onlar en şeffaf hale gelene kadar konuşurlar. Yine de birbirlerine bir türlü ulaşamazlar. Geriye sadece dil yorgunluğu kalır gibidir. Neyse ki Eva, annesine gittikten sonra bir mektup yazıp hiçbir şey için geç olmadığını söyler de bu filmde biraz rahatlarız -sözcükler kaybolup gitmedi bazıları bir yerlere ulaştı diye. Bergman’ın söyledikleri sadece filmdeki karakterlerle sınırlı kalmaz; hayata, izleyene de ulaşır, dokunur. Onlar konuşurken kendi yaralarınıza dokunmanızı, onları görmenizi de sağlar. Filmlerinden çıkınca aklınız karmakarışık bir halde buz gibi havada upuzun yürürken bulursunuz kendinizi, her şey yerinden oynamış gibidir. Bir tür terapi gibidir Bergman filmi izlemek, rahatlama sağlamaz beki ama, bastırılan anıları geri çağırır. Huzursuz bir halde donakalınır. Yine de onun anladığını düşünürsünüz; tüm bu karmaşayı, bu kadar acıyı anlayan biri var. Belki bu biraz rahatlama sağlar.

Bütün bunlara rağmen memnun değildir Bergman bu filminden. Kendini yeterince cesur bulmamış sanıyorum ki İmgeler kitabında film için şöyle der:

“Nasıl oldu da Güz Sonatı patlayıp fışkırdı, böyle bir film oldu, düş gibi mi? Belki de filmin güçsüzlüğü bu: Bir düş olarak kalmalıydı. Bir düş filmi değil de bir film düşü. Arka plan ve başka her şey bir yana itilmeliydi. Üç farklı ışık altında üç bölüm. Akşam alacası ışığı, gece ışığı ve bir sabah ışığı. Hantal sahneler yok, iki yüz ve üç tür ışık. Güz Sonatı’nı ilk kez böyle imgelediğim kuşku götürmez.”*

Bergman filmleri, 13 Şubat – 1 Mart tarihleri arasında Pera Müzesi’nde.

*Ingmar Bergman, İmgeler, sayfa. 225. Nisan Yayınları.

0 yorum

1. Altın Bamya Ödülleri


Altın Bamya, Türkiye sinemasında, erkek egemen bakışın ağırlığına, kadınlara dair alanların daraltılmasına, kadınlara dair oluşan yanlış mitlerin, algıların, cinsiyetçi bakışın yeniden üretilip temsil edilmesine ve bu ayrımcılığın kanıksanır kılınmasına bir eleştiri, bir karşı duruş, bir söz söyleme isteğiyle ortaya çıktı.

Altın Bamya ön jürisi, 2008 yılında vizyona giren yerli sinema filmlerini bu bakışla değerlendirerek 1. Altın Bamya Ödülleri adaylarını belirledi.

1. Altın Bamya Ödülleri kategori ve adayları:

1.Erkek Karakter:

Erkeklerin filmlerde tüm anlam ve aksiyonun merkezi olma durumları, cinsiyetçiliğin en bariz yansımasıdır: hikayelerin odağında erkekler ve onların güçleri, özellikle de kadınları (kadın karakterleri) olumsuzlama, nesneleştirme üzerinden kurulmaktadır.

Erkek karakteri canlandıran oyuncunun yorumu göz önüne alınmadan, erkek karakterin mutlaklaştırıp onayladığı ‘erkek’ rol ve modelleri ve bunlarla özdeşleşildiği takdirde yaratacakları çok riskli anlamlar ve sonuçlar göz önüne alınmaktadır.

Erkek Karakter kategorisinde 2008 Altın Bamya adaylarımız:

-Aşk Tutulması
-Issız Adam
-Recep İvedik

2. Kadın Karakter:

Kadın, bir karakterdir, bir insandır. Gerçek bir karakter olarak ele alınıp işlenmedikçe hep erkek egemen bakışla resmedildikçe ve “tekinsiz, güvenilmez, şeytani, kötülüklerin anası, iyi kadın-kötü kadın, fedakâr anne, seyirlik, zayıf… vb” yanlış, eksik, özensiz ve zararlı temsilleri sürdükçe, kadınların bir bütün olarak beyaz perdeye yansıması mümkün olmamaktadır.

Bu kategori değerlendirilirken, kadın karakteri canlandıran oyuncunun yorumu göz önüne alınmadan, kadın karakterin ürettiği anlamlar, dolaşıma soktuğu okumalar, cinsiyetçi tutum, rol ve kalıpları ne derecede pekiştirip onayladığı göz önüne alınmaktadır.

Kadın Karakter kategorisinde 2008 Altın Bamya adaylarımız:

-Aşk Tutulması
-Osmanlı Cumhuriyeti
-Üç Maymun

3. Senaryo:

Senaryo, sinemasal tüm öğeleri soyutlandığında ve sadece filme çekilmiş senaryo olarak okunduğunda bile cinsiyetçi izler taşıması, kadın ve erkek karakterlere adil ve eşitlikçi yaklaşmaması, bu tutumun diyaloglardan, karakterlere kadar her sahnesine sinmiş olması ve içerdiği cinsiyetçi unsurlar göz önüne alınarak değerlendirilmektedir.

Senaryo kategorisinde 2008 Altın Bamya adaylarımız:
-Issız Adam
-Üç Maymun
-Vesaire Vesaire


4. Film:
Film, ışıktan kadraja, kadın ve erkek karakterlerden yönetmenin yorumuna kadar tüm unsurlar bir arada toplu bir şekilde ele alındığında, parçaların yarattığı çelişki içermeyen cinsiyetçi ‘bütün’ göz önüne alınarak değerlendirilmektedi r.

Film kategorisinde 2008 Altın Bamya adaylarımız:
-Aşk tutulması
-Issız Adam
-Recep İvedik

Bu dört kategorideki adaylardan geniş jürinin oylaması sonucu kategorisinde en çok oyu alanlara ödülleri, ön jürinin özel ödülleriyle birlikte 15 Mart’taki 1. Altın Bamya ödül töreninde verilecek.

Altın Bamya Ödüllerinin de katkısıyla Türkiye Sineması’ndaki cinsiyetçiliğin azalması ve sonraki yıllarda bu sembolik ödülü verecek aday bulamamak dileğiyle…

İletişim:Tuğçe Canbolat
0212 251 64 57
www.altinbamya.org
altinbamya@gmail.com

NOT: ALINTIDIR

2 yorum

7. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali


9 Mart - 12 Nisan 2009 tarihlerinde yapılacak, bu yılki teması “Beden” olan 7. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde 4 ilde 15 ülkeden 45 film sizlerle…

Bu yıl yedincisi düzenlenen Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali,

9-15 Mart 2008’de İstanbul’da, Fransız Kültür Merkezi ve İstanbul Modern salonlarında, ardından 20-21 Mart’ta Manisa, 5-6 Nisan’da Urfa ve 11-12 Nisan’da Trabzon’da olacak…

Tema bölümünde bedenimizi mülkiyet, siyaset, şiddet ve savaş alanı yapanlara, bedenimizi yasaklar, yasalar, ayıplar, utançlar, tacizler, dayaklarla zapt edenlere çuvaldızı bol filmler var. Ama aynı bizim de bedenimizi bu zapturapta ve diyet, güzellik, estetik sektörlerine yer yer teslim edebildiğimizi de es geçmeyen bol iğneli filmler var.

Kadınların sineması bölümünde, emekleri, tarihleri, siyasette, sinema setlerinde var olma mücadeleleri, zorunlu ya da gönüllü deneyimleri, aradıkları, düşleri yani kadınların kamerasından kadınlar, başkaları, kadınların dünyası ve dünyaya bakışını yansıtan filmler var…

Film gösterimlerinin yanı sıra dört ilde de yapılacak “Kadın Bedeninin Seyri: Sinemada Beden ve Cinsiyetçilik” paneli, film okuma atölyesi ve yönetmenlerle söyleşilerin de olacağı festival, 2008 Türkiye Sineması Cinsiyetçilik Ödülleri / 1. Altın Bamya’ya da ev sahibeliği yapıyor…

NOT: ALINTIDIR

0 yorum

Religulous


Amerika'nın kendince pek ünlü komedyeni Bill Maher ve Curb Your Enthusiasm'in yönetmeni Larry Charles'dan 2008 tarihli bir din eleştirisi. Janr olarak belgesel denmiş film için ama bana tam da o hissiyatı vermedi. Belki de belgeselde bilimsel tarafsızlık aradığımdan olsa gerek DOCumentary'den çok MOCKumentary tadı aldım ben Religulous'tan.
Filmin ismi içeriği konusundaki en büyük işaretçi aslında. religious+ridiculous=religulous Demek ki neymiş, haydi dinlerin ve dindarların gülünç yanlarını gösteren bir film yapalım. Maher'in bu konuyu stand-up gösterilerinde vs. bol bol kullanıp sündürmüş zaten, bilmiyordum, film dolayısıyla öğrendim. Aile geçmişi dolayısıyla elinde bol bol malzeme var kendisinin. Anneleri Yahudi, babaları Katolik olan Bill ve ablası, Bill 13 yaşına gelene kadar iyi Katolikler olarak büyütülmüş sonra babalarının bir anlık kararıyla dinsiz oluvermişler. Bu kararın sebebini kimse bilmiyor ama annenin fikrine göre Katolik kilisesinin doğum kontrolünü en büyük günah kabul etmesi olabilir. Her neyse... Maher elindeki bu malzemeyle önce Katoliklere giydirmekle başlıyor işe. 1 saat 40 dakikalık filmin yaklaşık 1 saati bu muhabbetle geçiyor. Sonra sıra diğerlerine geliyor. Mormonlar, Scientologistler, Siyonizm karşıtı Yahudiler ve en sonunda Müslümanlarla konu kapanıyor.
Açık konuşmak gerekirse film hakikaten komik başlıyor. Muhtemelen kilisenin içinde yetişmiş olduğundan, Maher Katoliklerin yumuşak karnını çok iyi biliyor ve çok güzel vuruyor. Scientologistler ve Mormonlar konusunda da zaten ben cahil olduğum için ne dese inanacak ve gülecek durumdaydım. Ama iş Müslümanlığa gelince Maher sınıfta kaldı bence. Çünkü sadece İslam kaynaklı terör ve şiddet üzerine çekilmiş bir yarım saat izledik. Müslümanların hoşgörüsüzlüğü, dinin eşitsizliği, meselenin politik boyutu filan tamam da bunun sadece İslam'a özgü gösterilip, Müslümanlığın diğer saçmalıklarının eksik bırakılması biraz tuhaftı. Hele ki İsrail-Filistin meselesinde ve bir de Siyonizm karşıtı haham röportajında verilen mesaj bir hayli Yahudi yanlısı gibiydi. Bu tür çok hassas konularda kırmızı çizgilerin çekildiği yerler her zaman herkesi memnun edemeyebiliyor. Bir de Maher'in röportajlar sırasında sırf karşısındakiyle dalga geçtiği belli olsun diye sahte sahte gülmesi benim sinirimi bozdu başka seyirci ne der bilemem. Söylediklerine hiç inanmasan da vaktini ayırıp sana röportaj veren kişiye gösterilmesi gereken basit görgü kurallarından bile bihaber gördüm kendisini. O zaman "Shame on you Bill, shame on you!"
Genel olarak verilen mesaja katılıyorum, dünyanın sonu gelecekse din savaşları yüzünden gelecek. Bu yüzden körü körüne inanmamak, her şeye şüpheyle yaklaşmak gerek falan filan. Lakin sondaki Uğur Dündar usulü aydınlatıcı konuşmayı ve özellikle fonundaki zabadam zabadam müziği de kınamadan duramıyorum. Zira dogmaya karşı çıkan bir film bir süre sonra şüpheciliği dogmalaştırmaya başlıyor. Yukarıda da kınadığımız gibi dinin şiddet doğurduğu fikrini vermeye çalışırken dindara uygulanan şiddet kendi kendini yalanlamaya başlıyor.
Sona da iki link atayım tam olsun: www.disbelief.net filmin resmi sayfası. Amerika'da pek poüler olan www.belief.net ile dalga geçmek için yapılmış. Girin dolaşın eğleceksiniz.
http://2009.ifistanbul.com/filmler/religulous.aspx ise filmi en kısa zamanda görmek isteyenler için. Evet filmimiz !f İstanbul kapsamında gösterimde. Koşun yetişin diyemiyorum, ama gnctrkcll'niz varsa 3,5 TL'ye izlemeyi ihmal etmeyin. Yok evde izlerim ben değmez derseniz, torrent dünyası derya olmuş ortalık DVDRip'ten geçilmez halde (gençlere yanlış mesajlar da veriyoruz ama n'apalım artık?)

2 yorum

41. SİYAD - Türk Sineması Ödülleri Adayları


Geçen yıl yaşanan tartışmalardan sonra açıkçası bu yıl her zamankinden fazla merak edilir oldu Siyad ödülleri. Bu sefer de 22 Şubat’ta açıklanacak Siyad ödüllerini konuşalım, hep Oscar tahminleri mi oynayacağız. Sonbahar en iyi film, yönetmen, erkek oyuncu ve müzik ödüllerini umarım alır diyerek adayları ekliyorum.

- EN İYİ FİLM -
* ARA (Yapımcılar: Ümit ÜNAL, Mustafa USLU)
* RIZA (Yapımcılar: Tayfun PİRSELİMOĞLU, İlknur AKANLAR)
* SONBAHAR (Yapımcı: F. Serkan ACAR)
* TATİL KITABI (Yapımcılar: Yamaç OKUR, Nadir ÖPERLİ)
* ÜÇ MAYMUN (Yapımcı: Zeynep ÖZBATUR)

- EN İYİ YÖNETMEN -
* Özcan ALPER (Sonbahar)
* Nuri Bilge CEYLAN (Üç Maymun)
* Kazım ÖZ (Fırtına)
* Tayfun PİRSELİMOĞLU (Rıza)
* Ümit ÜNAL (Ara)

- EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI -
* Demet AKBAĞ (O... Çocukları)
* Hatice ASLAN (Üç Maymun)
* Ayça DAMGACI (Gitmek)
* Selen UÇER (Ara)
* Nurgül YEŞİLÇAY (Vicdan)

- EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI -
* Erdem AKAKÇE (Ara)
* Rıza AKIN (Rıza)
* Yavuz BİNGÖL (Üç Maymun)
* Onur SAYLAK (Sonbahar)
* Cem YILMAZ (A.R.O.G: Bir Yontmataş Filmi)

- EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI -

* Nurcan EREN (Rıza)
* Vahide GÖRDÜM (Devrim Arabaları)
* Megi KOBALADZE (Sonbahar)
* Yıldız KÜLTÜR (Issız Adam)
* Tülin ÖZEN (Vicdan)

- EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI -

* Taner BİRSEL (Tatil Kitabı)
* Serkan KESKİN (Sonbahar)
* Volga SORGU (Gitmek)
* Ahmet Rıfat ŞUNGAR (Üç Maymun)
* Onur ÜNSAL (Devrim Arabaları)

- EN İYİ SENARYO -
* Özcan ALPER (Sonbahar)
* Ebru CEYLAN, Ercan KESAL, Nuri Bilge CEYLAN (Üç Maymun)
* Tayfun PİRSELİMOĞLU (Rıza)
* İnan TEMELKURAN (Made in Europe)
* Ümit ÜNAL (Ara)

- EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ -

* Arnau Valls COLOMER (Tatil Kitabı)
* Feza ÇALDIRAN (Sonbahar)
* Colin MOUNIER (Rıza)
* Gökhan TİRYAKİ (Üç Maymun)
* Soykut TURAN (A.R.O.G: Bir Yontmataş Filmi)

- EN İYİ MÜZİK -
* Goran BREGOVIC (Mustafa)
* Mazlum ÇİMEN (Son Cellat)
* Demir DEMİRKAN (Devrim Arabaları)
* Ayşenur KOLİVAR, Yuri YEDCANKO, Sumru AĞIRYÜRÜYEN, Onok BOZKURT (Sonbahar)
* Evanthia REBOUTSIKA (Ulak)

- EN İYİ KURGU -
* Erhan ACAR JR. (A.R.O.G: Bir Yontmataş Filmi)
* Thomas BALKENHOL (Sonbahar)
* Ayhan ERGÜRSEL, Bora GÖKŞİNGÖL, Nuri Bilge CEYLAN (Üç Maymun)
* Çiçek KAHRAMAN (Ara)
* İnan TEMELKURAN (Made in Europe)

- EN İYİ SANAT YÖNETİMİ -

* Ebru CEYLAN (Üç Maymun)
* Veli KAHRAMAN (Devrim Arabaları)
* Mustafa Ziya ÜLKENCİLER (Ulak)
* Hakan YARKIN (A.R.O.G: Bir Yontmataş Filmi)
* Natali YERES (Rıza)

- EN İYİ BELGESEL -
* Bu Ne Güzel Demokrasi! (Yönetmenler: Belmin SÖYLEMEZ, Berke BAŞ, Haşmet TOPALOĞLU, Somnur VARDAR)
* Devrimci Gençlik Köprüsü (Yönetmen: Bahriye KABADAYI)
* Son Kumsal (Yönetmen: Rüya Arzu KÖKSAL)
* 3 Saat (Yönetmen: Can CANDAN)
* Volga Volga (Yönetmen: Ayşegül TAŞKENT)

- EN İYİ KISA FİLM -
* Ayak Altında (Yönetmen: M. Cem ÖZTÜFEKÇİ)
* Gemeinschaft (Yönetmen: Özlem AKIN)
* Pembe İnek (Yönetmen: Onur GÜRSOY)
* Süt ve Çikolata (Yönetmen: Senem TÜZEN)
* Unus Mundus (Yönetmen: Senem TÜZEN)

kaynak, siyad

1 yorum