Almanya-Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya-Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Im Juli


2000 yapımı Fatih Akın filmi…

Elbette bir temmuz günü başlar masal ve başladığı yerden çok kısa bir zaman öncesine döner.. o kadar kısadır ki ne yıl değişir ne de ay.. hafta bile bir ucundan diğerine yetişmeye çalışmaktadır daha. İşte bu kadar kısacık zamanda insanın hayatını kökten sarsacak olaylar ancak bir masalda gerçekleşebilir/gerçek olabilir.

En başa döndüğümüzde bagajında bir ölüyle yolculuk yapan İsa (Mehmet Kurtuluş) yolda Daniel ( Moritz Bleibtreu) ile karşılaşır. İsa, sivri burunlu çizmeleri, siyah gözlükleri ve sert yüz çizgileriyle olsa olsa bir kötü adam olabilir. Henüz başlarından ne geçmekte olduğunu bilmediğimiz bu iki adamın karşılaştığı an^da tek görebildiğimiz; her yanıyla üstünden kötülük akan İsa^nın bir türlü kötü adam olamayışıdır. Oysa ilk bakışta bu kuş uçmaz kervan geçmez yerde Daniel^i olduğu gibi bırakmasını bekleriz İsa^nın.Bunu dener de -bir çocuk gibi durup durup gaza bastığı arabasına Daniel^i almayı içine sindiremez gibidir-. Bırakmayı da sindiremez ki kötülüğünün yıkanabilir bir boya olduğunu düşündüğümüz gibi devamında aslında masallarda tek kötü olduğunu hatırlarız. Kötü kraliçe olur.

Daniel^in böyle bir yolda ne işi olabildiğinin yani onun asıl yolculuğunun, tamamlanmamış yolculuğunun başına geçeriz böylece.

Daniel, bir okulda stajyer öğretmenlik yapmaktadır. Sakin mizacında sakinden öte bir ifadesizlik durumu baskındır. İçinde bir yerde gömülü hareket etme kabiliyeti.

Juli (Christiane Paul)-ki ismi aylardan biri gibidir, Temmuz ayı değildir. Temmuz ayı denilerek direkt anlamlı bir isme dönüşmemelidir- bir tezgahın başında durmuş, aşık olduğu adamı bekler. Adını bile bilmediği bu adama aşık olduğunu ise yüzünün ışıldamasında yaşarız. Aşkın nedensizliğinin güzelliği ışıldar. Daniel Juli^nin karşısına geldiğinde bir şans yüzüğüne sahip olacaktır. Şans yüzüyle kaderini çizer Juli, Daniel^le ortak olacağı kaderi.

“Kendini gerçekleştiren kehanet” kavramı vardır - ki kendisine özel bir sevgim var- . Şans yüzüğünün kehanetinde güneş resmedilir ve Daniel^in gözleri güneşi seçmeye başlar. Gördüğü ilk güneşin ise peşine düşer.

Oysa Juli^nin kehanetinde kendi resmi de yer almaktadır. Burada da “evren” devreye girer. Her yaz başı aynı köşe başında bekleyip ilk duran arabanın gidiyor olduğu yeri kendisine tatil yeri olarak belirleyen Juli^nin önünde tabi ki Daniel^in arabası durmak zorundadır.
Böylece masalımızın kahramanlarının kim olduğundan artık daha emin olarak dinleyebiliriz olanları.

1 yorum

Auf der anderen Seite (Yaşamın Kıyısında)

Fatih Akın’ın ölümler sayesinde iç içe geçen hayatları anlattığı 2007 yapımı filmi. Artık bazılarımızın sinemada izlemekten bıktığı tesadüfler sayesinde birbirine teğet geçen ama aslında başka bir açıdan da çakışan hayatların hikayesi bu. Ancak bana kalırsa iyi anlatılırsa izlemesi hala keyifli hikayeler bunlar.

Fatih Akın’ın filmi üç bölümden oluşuyor; ilk bölüm "Yeter’in Ölümü". Bölümün başlığına koyduğu isimle yönetmen bu konuda sürpriz yapmayacağını, bunun bir ölüm hikayesi olduğunu belli ediyor. Yeter (Nursel Köse) Almanya’da fahişelik yapan bir Türk’tür. Onun yolu Ali Aksu (Tuncel Kurtiz) ile kesişir. Yeter, tutucu Türk çevrelerden gördüğü baskı yüzünden Ali’nin para karşılığı birlikte yaşama teklifini kabul eder. Ali, Alman Dili profesörü oğlu Nejat (Baki Davrak) ile birlikte yaşamaktadır. Yeter’in Ali ile kavgası sırasındaki sürpriz ölümü, Ali’nin cezaevi, Nejat’ın ise Yeter’in kızı Ayten’i bulmak için çıktığı Türkiye yolculuğunu başlatır.

İkinci bölüm "Lotte’nin Ölümü", bu bölümde de bir ölüm hayatları birbirine bağlar. Ayten (Nurgül Yeşilçay) politik nedenlerle Almanya’ya kaçmak zorunda kalır. Kendine yeni bir isim, sahte bir kimlik edinir. Yemek yiyecek parası yokken Lotte (Patrycia Ziolkowska) ile karşılaşır ve iki kadın Lotte’nin annesinin karşı çıkmasına rağmen birlikte yaşamaya başlarlar ve kısa sürede aşık olurlar. Ancak Ayten’in yakalanıp Türkiye’ye geri gönderilmesiyle Lotte’nin onun ardından yaptığı Türkiye yolculuğu başlar. İkinci yolculuk da aynı nedenle Ayten’i bulmak ve ona yardım etmek nedeniyle gerçekleşir. Ancak yine bir ölümle bu hikaye de sonlanır. Lotte’nin yine sürpriz bir şekilde gerçekleşen ölümü onun yolculuğunu noktalarken, Lotte’nin annesinin Türkiye yolculuğunu başlatır. Ölümlerin gerçekleşeceği bellidir, ancak ölüm şekilleri gerçekten sürprizdir. Ölümler beklenmedik anlarda ve tuhaf şekillerde olur. İlk ölümde bu pek göze batmazken bence bu bölümde Lotte’nin ölümü biraz sorunludur.

"Yaşamın Kıyısında" adlı son bölüm ise Nejat’ın babasını görmek üzere yaptığı Trabzon yolculuğu ile sonlanır. Başka bir şey anlatıyor gibi görünse de aslında bu filmiyle de çok kimlikli olmak, bir yere ait olamamak sorunlarını anlatıyor yönetmen, ve bu yüzden karakterleri yine hiç durmadan hareket ediyorlar ve aramaya devam ediyorlar.

Her anlamda Fatih Akın’ın olgunluk filmi olduğu belli bu filmin. Ancak ben kesinlikle Im Juli ve Duvara Karşı’nın enerjisini daha çok seviyorum. Üstelik Yeter’in Ölümü bölümüyle film gerçekten iyi başlıyor, ancak filmin devamı ilk bölümün vaat ettiklerini karşılamıyor. Tabi bunda Tuncel Kurtiz ve Nursel Köse’nin mükemmel oyunculuklarının da etkisi var. Filmin politik duruşu ve ikinci bölümü ise gerçekten fazlasıyla sıradan. Ancak Lotte’nin annesi Hanna Schygulla’nın oyunculuğu da o kadar sade ve doğal ki ikinci bölümün en güzel yanı da bu. Bir de genel anlamda Fatih Akın sinemasında müzik kullanımını sevmiyorum, ancak bu filmde iyice rahatsız oldum. Müzik kendini çok fazla dayatan bir unsura dönüşüyor filmlerinde. Çok sevdiği bir şeyi başkalarına sevdirmeye çalışan birinin ısrarı var yönetmende, böyle olunca da insan kendini sevmek zorunda hissediyor.

4 yorum