İstanbul Film Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Film Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28. Uluslararası İstanbul Film Festivali Ödülleri



İzlediğim Türk filmleri içinde en fazla sevdiğim film oldu Uzak İhtimal. Burada hakkında daha ayrıntılı bir yazı yazmak istiyorum. Şimdilik En İyi Senaryo, En İyi Yönetmen ve Erkek Oyuncu ödüllerini kazanmasına çok sevindiğimi söylemekle yetineyim.

Ulusal

Altın Lale Yılın En İyi Türk Filmi: “Köprüdekiler” Aslı Özge
Altın Lale Yılın En İyi Türk Yönetmeni: Mahmut Fazıl Coşkun “Uzak İhtimal”
En İyi Kadın Oyuncu: “Pandora’nın Kutusu” Derya Alabora
En İyi Erkek Oyuncu: Nadir Sarıbacak “Uzak İhtimal”
En İyi Senaryo Ödülü: Tarık Tufan, Görkem Yeltan, Bektaş Topaloğlu “Uzak İhtimal”
En İyi Görüntü Yönetmeni: Özgür Eken “Süt”
En İyi Müzik Ödülü: Nail Yurtsever “Ali’nin Sekiz Günü”
Jüri Özel Ödülü: “11’e 10 Kala” Pelin Esmer
Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği FIPRESCI Ödülü: “Hayat Var” Reha Erdem
Radikal Gazetesi Halk Ödülü: “Başka Semtin Çocukları” Aydın Bulut
Sinema Onur Ödülü: Hale Soygazi

Uluslararası
Altın Lale Uluslararası Yarışma Ödülü: “Tony Manero” Pablo Larrain
Jüri Özel Ödülü: “Bu Filmde Ben Varım / A Film With Me In It’ Ian Fitzgibbon”
Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği FIPRESCI Ödülü: “Süt” Semih Kaplanoğlu
Radikal Gazetesi Halk Ödülü: “Süt” Semih Kaplanoğlu.
Avrupa Konseyi Sinema Ödülü FACE: “Kırmızı Adamların Toprağı / Birdwatchers” Marco Bechis
Sinemada İnsan Hakları: “Firaqq” Nandita Das

2 yorum

Nord



Festival’de karşıma çıkan ilk güzel film oldu Norveç yapımı Kuzey. Jomar 30 yaşındadır, bir kayak merkezinde gönülsüzce çalışır. Uzakta bir kızı ve yakın arkadaşına giden bir sevgilisi vardır. Jomar’ın anlattığı şekliyle o bir gün durmuş ve sevgilisi sabredebileceği kadar sabretmiş, sonra da gitmiştir. Jomar hala durmaktadır. Panik atağı vardır, sürekli ilaç ile birlikte alkol kullanır. Tedavi için kaldığı hastaneye geri dönmek ister, ancak hayatına normal bir şekilde devam etmesi gerektiğini söyleyip kabul etmezler. Bir akşam hem televizyon izleyip hem yemek hazırlamaya çalışırken kayak merkezinde kaldığı yeri yakar. Yangın söndürücü elindeyken bir karar verir. Arkasında yanan bir ev bırakarak pencereden attığı eşyalarını alıp kar motoruyla yola çıkar.

Yol filmlerinin şöyle bir vaadi vardır hep; yola çıkarsan ilginç ve harika insanlarla tanışırsın. Bu filmde de bu vaat var denebilir. Jomar kar motoruyla uzun bir süre gitmişken kar körlüğü geçiriyor ve birkaç gün karanlık bir yerde kalması gerekiyor. Onu evine alansa büyükannesiyle yaşayan on beş on altı yaşlarında bir kız oluyor. Kızın odasında küçük, karanlık bir kısımda birkaç gün kalıyor Jomar ve kızla kısa da olsa bir yakınlık yaşıyor. Ama Jomar farklı bir yolcu, yakınlığı da kendine göre. Bir kere o, karda kayarak ilerliyor ve karşısına çıkanlardan yiyecek ya da su istemiyor, alkol istiyor. Ama hiçbir şekilde sarhoş olduğunu ya da kendini kaybettiğini de görmüyoruz. Bu şekilde ilerliyor Jomar, alkol ihtiyacını bir yerlerden karşılaşıp devam ederek, genellikle arkasında küçük bir yangın bırakarak. Yolda karşısına çıkan en ilginç insansa şüphesiz homofobik olduğunu her fırsatta dile getiren aslında gay karakterimiz oluyor, onun gösterdiği sarhoşluk numarası ise sanırım sinemada görebileceğimiz en uçuk sahnelerden birinin gerçekleşmesine yol açıyor. Yine bazı absürt filmlerde dozu iyi ayarlayamama ve fazla abartma durumu sık sık karşımıza çıkan bir şey oluyor, Jomar’ın karşısına tank çıktığı sahnede böyle bir korkuya kapıldım, ama neyse ki arkası gelmedi bunun.

Sakin görünümünün ardında huzursuz Jomar’ı, Anders Baasmo Christiansen inanılmaz iyi canlandırmış. Filmin en büyük başarısı onun oyunculuğundan kaynaklanıyor. Karlar üzerinde kayarak bir yerlere varma fikri de yol filmlerine dair yeni bir şey söylüyor sanırım. Üstelik tam da Jomar’ın karakterine uygun bir metafor oluyor. Bitmesi gereken yerde de bitiyor film; Jomar kayarak kızının önüne gelip durmuşken.

1 yorum

27. Uluslararası İstanbul Film Festivali


Nisan’ı yılın en güzel aylarından biri haline getiren İstanbul Film Festivali’nin programı açıklandı. “Sinemada İnsan Hakları, Uluslararası Yarışma, Ulusal Yarışma, Akbank Galaları, Yıllara Meydan Okuyanlar, Dünya Festivallerinden, Genç Ustalar, Amerikan Bağımsızları, Ntv Belgesel Kuşağı, Mayınlı Bölge, Geceyarısı Çılgınlığı, Kadının Adı Var, Canlandırma Sineması, 68 ve Mirası, Siyad 40 Yıl’ın En İyileri, Marc Caro: Hayallerde Kaybolmak, Milos Forman; Asilere Övgü, Orhan Aksoy | Michelangelo Antonioni | Ingmar Bergman | Deborah Kerr | Alain Robbe-Grillet | Michel Serrault | Edward Yang | Artun Yeres Anılarına Gösterim” gibi bölümlerle 200 film var festivalde.

Hangi filmden bahsetmeli bilmiyorum, Zabriskie Point, Easy Rider, One Flew Over the Cuckoo’s Nest filmlerini bir kez de perdede izleme şansından mı, yoksa sabırsızlıkla beklediğimiz Into The Wild ve I’m Not There’i artık izleyecek olmamızdan mı?.. Bir yandan L'Avventura, Vargtimmen ve Anayurt Oteli filmleriyle usta yönetmenleri anmanın hüznünü yaşarken, diğer yandan her zaman inanılmaz bir keşif vaat eden Mayınlı Bölge ve Genç Ustalar bölümlerindeki sürprizlerin heyecanını yaşayacak olmamızdan mı?.

Uluslararası jüri başkanlığını ünlü görüntü yönetmeni Michael Ballhaus’un yapacağı yarışmada Michel Gondry’nin son filmi Be Kind Rewind var. Semih Kaplanoğlu’nun başkanlığındaki Ulusal Yarışma’da ise Hüseyin Karabey’in filmi Gitmek ve çok merak ettiğim Seyfi Teoman’ın Tatil Kitabı filmleri var. Bunlar dışında Haneke’nin yeniden çektiği Funny Games, Mike Leigh’in Happy-Go-Lucky, Wes Anderson’ın The Darjeeling Limited filmleri de programda ilk gözüme çarpanlardan. Ayrıca filmlerin yanında festivalin etkinliklerinin de mutlaka takip edilmesi gerekiyor. Çünkü festival boyunca Bilsar Binası’nda devam edecek “L’Avventura’yı Yeniden Kurgulamak” sergisi filmler kadar heyecan verici. Heyecan yazıp duruyorum sürekli farkındayım, ama hissettiğim tam olarak bu. Bu kadar çok filmi bir arada görmek şimdiden elimi ayağıma dolaştırıyor bile.

Nadine Labaki’nin Sukkar Banat filmiyle 5 Nisan’da açılacak festival 20 Nisan’a kadar Beyoğlu Emek, Beyoğlu Atlas, Beyoğlu Fitaş, Beyoğlu ve Kadıköy Rexx sinemalarında, festival kitapçığı 15 Mart'tan, biletlerse 22 Mart’tan itibaren satışta.

Programla ilgili daha ayrıntılı bilgi için www.iksv.org/film/index.asp

5 yorum