2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

62. Cannes Film Festivali



13-24 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek 62.Cannes Film Festivali'nin programı açıklandı. Jüri başkanlığını Fransız oyuncu Isaballe Huppert’in yapacağı jüride; yazar Hanif Kureishi, oyuncu Shu Qi, yönetmenler Nuri Bilge Ceylan, James Gray ve Lee Chang-dong yer alıyor.

Altın Palmiye için yarışacak filmler ise şunlar:

Alain Resnais - "Les Herbes Folles"
Jacques Audiard - "Un Prophète"
Xavier Giannoli - "A l'Origine"
Gaspar Noe - "Soudain le Vide"
Quentin Tarantino - "Inglorious Basterds"
Ken Loach - "Looking for Eric"
Lars von Trier - "Antichrist"
Michael Haneke - "Le Ruban Blanc"
Pedro Almodovar - "Les Etreintes brisées"
Isabel Coixet - "Map of the Sounds of Tokyo"
Marco Bellocchio - "Vincere"
Jane Campion - "Bright Star"
Andrea Arnold - "Fish Tank"
Johnnie To - "Vengeance"
Lou Ye - "Spring Fever"
Philippin Brillante Mendoza - ''Kinatay''
Park Chan-wook - ''Bak-Jwi'',
Ang Lee - "Taking Woodstock''
Tsai Ming-Liang - ''Visage''
Elia Suleiman - "The time that remains"

kaynak; sinema.com

2 yorum

28. Uluslararası İstanbul Film Festivali Ödülleri



İzlediğim Türk filmleri içinde en fazla sevdiğim film oldu Uzak İhtimal. Burada hakkında daha ayrıntılı bir yazı yazmak istiyorum. Şimdilik En İyi Senaryo, En İyi Yönetmen ve Erkek Oyuncu ödüllerini kazanmasına çok sevindiğimi söylemekle yetineyim.

Ulusal

Altın Lale Yılın En İyi Türk Filmi: “Köprüdekiler” Aslı Özge
Altın Lale Yılın En İyi Türk Yönetmeni: Mahmut Fazıl Coşkun “Uzak İhtimal”
En İyi Kadın Oyuncu: “Pandora’nın Kutusu” Derya Alabora
En İyi Erkek Oyuncu: Nadir Sarıbacak “Uzak İhtimal”
En İyi Senaryo Ödülü: Tarık Tufan, Görkem Yeltan, Bektaş Topaloğlu “Uzak İhtimal”
En İyi Görüntü Yönetmeni: Özgür Eken “Süt”
En İyi Müzik Ödülü: Nail Yurtsever “Ali’nin Sekiz Günü”
Jüri Özel Ödülü: “11’e 10 Kala” Pelin Esmer
Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği FIPRESCI Ödülü: “Hayat Var” Reha Erdem
Radikal Gazetesi Halk Ödülü: “Başka Semtin Çocukları” Aydın Bulut
Sinema Onur Ödülü: Hale Soygazi

Uluslararası
Altın Lale Uluslararası Yarışma Ödülü: “Tony Manero” Pablo Larrain
Jüri Özel Ödülü: “Bu Filmde Ben Varım / A Film With Me In It’ Ian Fitzgibbon”
Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği FIPRESCI Ödülü: “Süt” Semih Kaplanoğlu
Radikal Gazetesi Halk Ödülü: “Süt” Semih Kaplanoğlu.
Avrupa Konseyi Sinema Ödülü FACE: “Kırmızı Adamların Toprağı / Birdwatchers” Marco Bechis
Sinemada İnsan Hakları: “Firaqq” Nandita Das

2 yorum

4. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali

“Biz Başka Dünya İsteriz” temasıyla dünyanın dört bir yanından 50 filmle beyazperdede emek boy gösterecek.

Bu yıl dördüncüsü düzenlenecek olan Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, 1–7 Mayıs 2009 tarihleri arasında İstanbul, Ankara ve İzmir’de eş zamanlı olarak izleyicilerle buluşacaktır. Gösterimlerin ücretsiz olduğu, yarışmasız bir festival olan İşçi Filmleri Festivali, 8 Mayıs tarihinden itibaren de Adana’dan Ardahan’a; Bursa’dan Eskişehir’e kent kent süren ve tüm yıla yayılan uzun bir yolculuğa çıkacaktır.

Türkiye ve dünyadan emekçilerin yaşamlarını ve mücadele deneyimlerini izleyicilerle buluşturmak ve ülkemizde işçi filmi üretimini özendirmek amaçlarıyla hayata geçirilen Festival, düzenleyen ve destekleyen sendika, meslek odası gibi kuruluşların sayısının her yıl artması; her sene bir öncekinden daha fazla izleyiciye ulaşmasıyla gittikçe güçlenmektedir. Bu yıl Festival, Halkevleri, Sine-Sen (DİSK), Dev Sağlık-İş (DİSK), Birleşik Metal-İş (DİSK), Hava-İş (TÜRK-İŞ), Petrol-İş (TÜRK-İŞ), Ses (KESK), Sendika.Org ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından düzenlenmektedir.

Festival bu yıl “Biz başka dünya isteriz “ temasıyla kriz, işsizlik, güvencesizlik, mücadele dolu emek öykülerini beyaz perdeye yansıtacaktır. Filmlerin gösterimi sadece salonlarla sınırlı kalmayacak; mahallelere, işyerlerine ve sendikalara uzanacak ve izleyiciler işçi filmleriyle buralarda yapılacak özel gösterimler aracılığıyla da buluşabilecektir. Tüm gösterimler her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz olarak yapılacaktır.

Festivalin açılışı 2 Mayıs 2009 Cumartesi akşamı İstanbul Beyoğlu Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde, 1990-1991 yıllarındaki büyük Zonguldak grevi ve yürüyüşünü konu edinen “Yüzbin Kişiydiler” belgeselinin gösterimiyle yapılacaktır. Saat 19.30′de başlayacak açılış gecesinde ayrıca sinema emekçilerine, işçi filmlerine emeği geçmiş oyuncu, yönetmen ve emek dostlarına teşekkür plaketleri verilecektir. Açılış gecesine yurt dışından sürpriz 2 yönetmen konuk katılacaktır. Gecenin sunuculuğunu oyuncu Bennu Yıldırımlar yapacaktır. Film gösterimleri gibi açılış gecesine katılım da ücretsizdir.

Filmler ve Gösterimler

Festivalde bu yıl dünyanın dört bir köşesinden 12’si uzun metraj, 38’i ise belgesel olmak üzere toplam 50 film gösterilecektir. Gösterimler İstanbul’da, Fransız Kültür Merkezi, Beyoğlu Yeşilçam Sineması, Halkevi İstanbul Merkez Şubesi, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Ankara’daki gösterimler Alman Kültür Merkezi’nde ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenecektir. İzmirli izleyiciler ise Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nden, Alsancak Kültür Merkezi’nden, Gültepe Halkevi’nden ve Çiğli Halkevi’den takip edebilecektir. Ayrıca üç kentte de birçok mahalle, sendika ve işyerinde özel gösterimler gerçekleştirilecektir.

Britanyalı usta sinemacı Ken Loach’un son filmi “İşte Özgür Dünya”, İranlı yönetmen Bahman Gobadhi’nin “Sarhoş Atlar Zamanı”, Finlandiyalı yönetmen Aki Kaurismaki’nin işçi üçlemesinin ikincisi olan “Ariel”, Kanada’da yaşayan Türk Yönetmen İshak Işıtan’ın Arjantin’deki işgal fabrikalarını anlatan filmi “Brukmanlı Kadınlar”, Robert Guediguian’ın “Şehir Sakin” isimli filmi, Özcan Alper’in yönettiği “Sonbahar” bu seneki filmlerden sadece bazılarıdır. Bunlara ek olarak Güney Kore’den bir işçi filmi olan “Hello! Mr. Huh Dae-soo”, Küba’dan bakılarak yapılmış bir film olan “Guantanamo”, Bolivya’dan “Cocalero” isimli yapım, Köy Enstitüleri üzerine yapılmış bir film olan “Mandolinli Kız”, Yavuz Özkan’ın “Demiryol”u, Şerif Gören’in “Almanya Acı Vatan” filmi, Duygu Sağıroğlu’nun “Bitmeyen Yol”u ve Çağrı Kınıkoğlu ile Gloria Rolando’nun yönettiği “Nazım’ın Küba Seyahati” ise festival kapsamında yer alan diğer yapımlar olarak sıralanabilir.

Festival kapsamında geçen senelerde olduğu gibi bu sene de film gösterimleri dışında atölye çalışmaları, paneller ve yönetmenlerin katılımlarıyla gerçekleştirilecek olan söyleşiler de düzenlenecektir. Bunlardan bir tanesi “Sonbahar” filminin ödüllü kurgucusu Thomas Balkhenol’un katılacağı ve filmin kurgu sürecinin anlatılacağı bir atölye çalışmasıdır.

Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin Tarihi

Festival çeşitli emek örgütleri ve sendikaların öncülüğünde dünyayı sosyal, bireysel ve çevresel özellikleriyle yaşanabilir olmaktan çıkaran neo-liberalizme karşı çıkan deneyimleri paylaşmak; yaşadığımız dünyanın dününe, bugününe ve geleceğine emek cephesinden bakmak; işçilerin yurt içinde ve yurt dışında kendi sınıfı ile iletişim kurmasını sağlamak için sinemanın aracılığından yararlanmak amacıyla 2006 yılında hayata geçirilmiştir.

Birinci Uluslararası İşçi Filmleri Festivali 1–7 Mayıs 2006 tarihleri arasında İstanbul ve Ankara’da eş zamanlı olarak gerçekleştirilmiştir. 2 Mayıs gecesi Yeni Melek Sineması’ndaki coşkulu açılış festivalin ne kadar büyük bir ihtiyacı karşıladığını ortaya koymuştur. Gecede Vedat Türkali, Yavuz Özkan ve Çetin Uygur’un sinema ve emek eksenindeki konuşmaları hafızalara hiç silinmeyecek şekilde yer etmiştir. Ankara ve İstanbul’daki gösterimlerden sonra Festival, Bolu, Artvin, Adana, Mersin, İzmit, Eskişehir, Bursa, İzmir’de seyircilerle buluşmuştur.

İkincisi Uluslararası İşçi Filmleri Festivali yine 1–7 Mayıs 2007 tarihleri arasında İstanbul, İzmir ve Ankara’da eş zamanlı olarak düzenlenmiştir. 2 Mayıs gecesi Beyoğlu Emek Sineması’nda yapılan açılış gecesi, bir önceki gün, 1 Mayıs 1977’nin 30. Yıldönümünde emekçilerin tüm engellere rağmen Taksim meydanına çıkmasının verdiği coşkuyla gerçekleştirilmiştir. Festival, 2008 yılı içinde Bolu, Adana, Mersin, Samsun, Gönen, Antakya, Bursa, Eskişehir, KKTC, Bremen, Kocaeli ve Trabzon’u dolaşmış; onbinlerle buluşmuştur.

1-10 Mayıs 2008 tarihleri arasında İstanbul, Ankara ve İzmir’de eş zamanlı olarak başlayan Üçüncü Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin açılış gecesi ise Beyoğlu Emek Sineması’nda gerçekleştirilmiş ve sunuculuğunu Yetkin Dikinciler yapmıştır. Gecede Hale Soygazi ve Ahmet Soner’e teşekkür plaketleri verilmiştir. Her yıl olduğu gibi 2008’de de Festival, Bolu, Adana, Mersin, Antakya, Bursa, Trabzon ve Samsun’un da içinde olduğu birçok ilde onbinlerce izleyiciye ulaşmıştır.

Festivalle ilgili ayrıntılı bilgi için:
İnternet adresi: http://www.festival.sendika.org/
Tel: 0212 245 82 65
Fax: 0212 245 70 10
E – posta: festival@sendika.org

Not: Yazı festivalin basın bülteninden alınmıştır.

1 yorum

Nord



Festival’de karşıma çıkan ilk güzel film oldu Norveç yapımı Kuzey. Jomar 30 yaşındadır, bir kayak merkezinde gönülsüzce çalışır. Uzakta bir kızı ve yakın arkadaşına giden bir sevgilisi vardır. Jomar’ın anlattığı şekliyle o bir gün durmuş ve sevgilisi sabredebileceği kadar sabretmiş, sonra da gitmiştir. Jomar hala durmaktadır. Panik atağı vardır, sürekli ilaç ile birlikte alkol kullanır. Tedavi için kaldığı hastaneye geri dönmek ister, ancak hayatına normal bir şekilde devam etmesi gerektiğini söyleyip kabul etmezler. Bir akşam hem televizyon izleyip hem yemek hazırlamaya çalışırken kayak merkezinde kaldığı yeri yakar. Yangın söndürücü elindeyken bir karar verir. Arkasında yanan bir ev bırakarak pencereden attığı eşyalarını alıp kar motoruyla yola çıkar.

Yol filmlerinin şöyle bir vaadi vardır hep; yola çıkarsan ilginç ve harika insanlarla tanışırsın. Bu filmde de bu vaat var denebilir. Jomar kar motoruyla uzun bir süre gitmişken kar körlüğü geçiriyor ve birkaç gün karanlık bir yerde kalması gerekiyor. Onu evine alansa büyükannesiyle yaşayan on beş on altı yaşlarında bir kız oluyor. Kızın odasında küçük, karanlık bir kısımda birkaç gün kalıyor Jomar ve kızla kısa da olsa bir yakınlık yaşıyor. Ama Jomar farklı bir yolcu, yakınlığı da kendine göre. Bir kere o, karda kayarak ilerliyor ve karşısına çıkanlardan yiyecek ya da su istemiyor, alkol istiyor. Ama hiçbir şekilde sarhoş olduğunu ya da kendini kaybettiğini de görmüyoruz. Bu şekilde ilerliyor Jomar, alkol ihtiyacını bir yerlerden karşılaşıp devam ederek, genellikle arkasında küçük bir yangın bırakarak. Yolda karşısına çıkan en ilginç insansa şüphesiz homofobik olduğunu her fırsatta dile getiren aslında gay karakterimiz oluyor, onun gösterdiği sarhoşluk numarası ise sanırım sinemada görebileceğimiz en uçuk sahnelerden birinin gerçekleşmesine yol açıyor. Yine bazı absürt filmlerde dozu iyi ayarlayamama ve fazla abartma durumu sık sık karşımıza çıkan bir şey oluyor, Jomar’ın karşısına tank çıktığı sahnede böyle bir korkuya kapıldım, ama neyse ki arkası gelmedi bunun.

Sakin görünümünün ardında huzursuz Jomar’ı, Anders Baasmo Christiansen inanılmaz iyi canlandırmış. Filmin en büyük başarısı onun oyunculuğundan kaynaklanıyor. Karlar üzerinde kayarak bir yerlere varma fikri de yol filmlerine dair yeni bir şey söylüyor sanırım. Üstelik tam da Jomar’ın karakterine uygun bir metafor oluyor. Bitmesi gereken yerde de bitiyor film; Jomar kayarak kızının önüne gelip durmuşken.

1 yorum

2. Yeşilçam Ödülleri



Yeşilçam Ödülleri;

* En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Yıldız Kültür (Issız Adam)

* En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Altan Erkekli (O... Çocukları)

* Digiturk Genç Yetenek Ödülü: Ahmet Rıfat Şungar (Üç Maymun)

* Turkcell İlk Film Ödülü: Sonbahar (Özcan Alper)

* En İyi Görüntü Yönetmeni: Gökhan Tiryaki (Üç Maymun)

* En İyi Kadın Oyuncu: Hatice Aslan (Üç Maymun)

* En İyi Erkek Oyuncu: Onur Saylak (Sonbahar)

* En İyi Senaryo: Ebru Ceylan, Ercan Kesal, Nuri Bilge Ceylan (Üç Maymun)

* En İyi Müzik: Aria Müzik (Issız Adam)

* En İyi Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan (Üç Maymun)

* En İyi Film: Üç Maymun


kaynak: sinema.com

0 yorum

Frost/Nixon


Slumdog Millionaire'in ortalığı silip süpürdüğü 81. Oscar Ödül Töreni hala günlük konuşmalarda yerini korurken, Kodak Hall'dan eli boş dönen bir film Frost/Nixon. Yapım yılı, 2009. Yönetmen, Hollywood'un mayasını tutturmayı gayet iyi bilen, yaptığı filmler şaheser kategorisinde değerlendirilmese de tutacağı neredeyse banko olan Ron Howard. Başrollerde, Martin Sheen, Frank Langella, Kevin Bacon, Rebecca Hall ve televizyon dizilerinde sıklıkla gördüğümüz, gözümüzün ısırdığı ama adını çıkaramadığımız pek çok iyi oyuncu.
Film bir belgesel gibi değil gibi. İngiliz talk-show'cu ve belki sonradan gazeteci denmeye hak kazanmış olabilir televizyoncu David Frost'un Richard Nixon'la başkanın Watergate dolayısıyla görevinden istifa ettiği süreçte yaptığı ve Amerikan televizyonlarının en çok izlenen haber yayınlarından biri olan 1977 tarihli röportajların nasıl yapıldığının belgeselinin kurgusu demek mümkün ama kurgu demeye de dilim varmıyor, çünkü film gerçekle mizansen arasındaki çizgiyi neredeyse yok ediyor. Hem Sheen hem Langella canlandırdıkları karakterlerin tiklerine kadar her şeylerini birebir kopyaladıkları için Youtube'deki gerçek görüntüleri filmin yanına koyduğunuzda algınız şaşabiliyor. Sanıyorum bunda oyuncuların ikisinin de Broadway kökenli olması ve bu filmin oyun halini yıllarca sahnede oynamış olmaları yatıyor.
Dahası azıcık Amerikan tarihi bilen herkesin sonunun ne olduğunu en başından bildiği bir film aslında Frost/Nixon. Ama iyi oyunculuklarla gerilimi tepede tutmayı o kadar iyi başarıyolar ki Nixon meşhur cümlesini sarf ettiğinde hepimiz "I'm sorry?" diyoruz Forst'la birlikte. Politik bir film olduğu söylenmekte ki katılmıyorum, zira film "Nixon dönemine sinematografik bir bakış" falan gibi zamanında Oliver Stone tarafından pek başarıyla yapılmış şeyleri bir daha yapmaya yeltenmiyor. Aksine Frost gibi herkesin sevdiği ama kimsenin ciddiye almadığı bir adamın kendini var etme çabası olarak bir Nixon filmi değil Frost filmi oluyor. Özellikle benim gibi son zamanlarda televizyon haberciliğine merak sardıysanız, ucundan bu işi yapmaya başladıysanız, ve şans eseri İngilizlerle birlikte çalışmaktaysanız yapımcı-programcı-haberci diyalogları, röportaj hazırlıkları, becerebilir miyiz beceremez miyiz bunalımları vb trivia'larla film çok daha keyifli bir hale geliyor, "ahanda biz!" dememek ne mümkün? Bir de İngiliz ve Amerikan aksanlarının diyalogu, iki tarafın espri anlayışlarının birbirinden farkı gibi günlük hayatınızda burnunuza kadar içine battığınız detayları filmde izlemek çok daha eğlenceli oluyor. Röportaj 101'in ötesinde kapanışta televizyonun gücünü özetleyen Reston (Sam Rockwell) aslında filmin de gücünü özetliyor.
Oscar almamasına çok şaşırmadım Frost/Nixon'ın ama kesinlikle izlenmeli bence. En azından oyunculuklar takdir edilmek için izlenmeli.

Not: Biri beni durdursun, günde ikiye çıktı blogpostlarım :)

5 yorum

81. Oscar Ödülleri



Slumdog Millionaire sekiz dalda ödül alarak düşündüğümün aksine geceye damgasını vuran film oldu.
Diğer ödüllerse sanırım beklendiği gibi;

* En İyi Film: Slumdog Millionaire

* En İyi Kadın Oyuncu: Kate Winslet (The Reader)

* En İyi Erkek Oyuncu: Sean Penn (Milk)

* En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Penélope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)

* En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Heath Ledger (The Dark Knight)

* En İyi Yönetmen: Danny Boyle (Slumdog Millionaire)

* En İyi Özgün Senaryo: Dustin Lance Black (Milk)

* En İyi Uyarlama Senaryo: Simon Beaufoy (Slumdog Millionaire)

* En İyi Animasyon: Wall-E (Walt Disney; Andrew Stanton)

* Yabancı Dilde En İyi Film: Departures (Japonya)

* En İyi Belgesel: Man on Wire (James Marsh, Simon Chinn)

* En İyi Görüntü Yönetmeni: Anthony Dod Mantle (Slumdog Millionaire)

* En İyi Sanat Yönetimi: Donald Graham Burt, Dekor: Victor J. Zolfo (The Curious Case of Benjamin Button)

* En İyi Kostüm: Michael O'Connor (The Duchess)

* En İyi Kurgu: Chris Dickens (Slumdog Millionaire)

* En İyi Ses Miksajı: Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty (Slumdog Millionaire)

* En İyi Ses Kurgusu: Richard King (The Dark Knight)

* En İyi Makyaj: Greg Cannom (The Curious Case of Benjamin Button)

* En İyi Müzik: A.R. Rahman (Slumdog Millionaire)

* En İyi Şarkı: O Saya (Slumdog Millionaire)

* En İyi Görsel Efekt: Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron (The Curious Case of Benjamin Button)

* En İyi Kısa Film: Spielzeugland (Jochen Alexander Freydank)

* En İyi Kısa Animasyon: La Maison en Petits Cubes (Kunio Kato)

* En İyi Kısa Belgesel: Smile Pinki (Megan Mylan)


3 yorum

The Wrestler


Bu filmi iki kelimeyle özetle deseler bana 1- et, 2-pazarı. Bu kadar açık, bu kadar net. 20 sene önce bir efsaneyken 20 sene sonra karın tokluğuna gösteri maçlarına çıkan, emekli olma zamanı çoktan geçmiş bir Amerikan güreşçisi; 10 yaşlarında bir erkek çocuk annesi, orta yaşa yaklaşmış, ama yaşından erken yaşlanmış yine emekli olması gereken bir striptizci, ve bir süpermarketin şarküteri büfesi. Görüyorsunuz değil mi benzerliği, herkes iyi kötü etini satıyor, geçim derdi bu başka şeye benzemiyor.
Bu arabesk girişten sonra ciddiyetle devam etmek mümkün mi bilinmez ama deneyelim. Darren Aronofsky'nin dördüncü filmi, Amerika'da 30 Ocak 2009'da vizyona girdi, bizde !f İstanbul 2009'da galası yapıldı. Eleştirmenler pek beğendi, Oscar adaylıkları geldi, Mickey Rourke'un dönüşü dediler, Bruce Springsteen filmin müziğini meccanen yapmış diye pek sevindiler, sonda Sweet Child o' Mine çaldı çok heyecanlandılar, çünkü onlara göre de "karı kılıklı Cobain" gelip insanlara eğlenmeyi yasak etmişti, halbuki 80ler ne güzeldi. Ayrıca zaten hepsi Soğuk Savaş'ı görmüş çocuklardı, televizyonda Rocky Rus rakibine yumruklar atarken "USA, USA" diye tempo tutmuş çocuklardı; e o zaman bu filmin ambiyansı onlar için bir çocukluk hatırasıydı.
Efendim (son bir ciddiyet denemesi), Randy "The Ram" Robinson, ki gerçek adı Robin Ramzinsky'dir (Soğuk Savaş kokusu-1, sonu -sky'le biten Polonyalı-Amerikalı soyadı) 1980'lerde efsane olmuş hala da hatırlanan bir Amerikan güreşçisidir. Özellikle 1989'da bir başka efsane İranlı Ayetullah'la (ki sonradan öğreniyoruz adamın gerçek adı Bob, İranlı bile değil muhtemelen, e o zaman Soğuk Savaş kokusu-2) yaptığı maç hala unutulmamış. Ama aradan geçen 20 yılda the Ram (koç demektir efendim) doğal olarak yıllara pek de meydan okuyamamış. Saçları hala sarı, teni hala bronz, kasları hala top top ama, kuaförden, solaryumdan, steroidden destek almadan olmuyor artık bu işler.
Zaten bilen de biliyor aslında hiç kimse gerçekte dövüşmüyor. "Biraz şundan yaparız, biraz da bundan, hırpalarız birbirimizi biraz, seyirciyi gaza getiririz, sonra Ram Jam'le bitiririz." "Anlaştık Ram, sen en büyüksün!!" Her maçtan önce yaşanan doğal diyaloglar bunlar. Ama artık danışıklı dövüşleri bile kaldırmıyor Koç'un kalbi. Geçirdiği enfarktüs sonrası gözünde hastane gözlüğü, elinde babaanne usulü ilaç torbası, her tarafı yırtık montuyla eve dönüp emekli olduğunu herkese ilan ettiğinde seviniyoruz, oh hayatı seçti diye, zira doktor yasakladı ya güreşi artık.
Ama sonra bakıyoruz ki o hayat aslında hayat değilmiş çünkü bunca yıllık ömründe güreşmekten başka pazarlanabilir bir şeyi hiç olmamış Koç'un. Marketin şarküteri reyonunda yumurta salatası tartmak onun için ölümden de betermiş. Ah aslında onu hayata bağlayacak bir şey olsa, mesela bir kızıyla barışsa, ya da her gün takıldığı kucak dansçısı/striptizci Cassidy/Pam onunla arasındakileri bir iş ilişkisi olarak görmekten vazgeçip hoşlandığını itiraf etse, o bira içtikleri günkü öpüşmenin devamı gelse...
Ahhh ama olmuyor maalesef. Koç da peynir kesmekten bıktığı bir anda parmağını da kesip diyetini ödüyor işinin ve çıkıyor yeniden ringe. Sonrası seyircinin hayalgücüne bırakılmış gibi yapılmış ama son sahnede ekran karardığında salonda hiç kimse bundan sonra ne olacağı konusunda tereddüt etmiyor.
Mickey Rourke efsanevi bir dönüş yaşadı mı emin değilim ama performansı gerçekten takdire şayandı. Sinema dünyasının sönmüş bir yıldızının başka bir sönmüş yıldızı canlandırması muhteşemdi. Filmde yüzünün görünmediği sahne neredeyse yok gibiyken performansı hiç düşmedi. Ama ben en çok Cassidy/Pam'i sevdim/beğendim. Marisa Tomei, ki kendisinin de parlayan bir yıldız olduğunu söylemek zor, iş saatleri ve iş dışı kavramını, o şizofren hayatın yarattığı hüznü, yarım kalmışlığı o kadar güzel hissettirdi ki bize yavaş yavaş derinleşen yüz çizgileri ve gözleriyle... Çok çok güzeldi.
Ana karakterler olduğunu varsaydığımız ekip içinde en sevimsizi Koç'un kızı Stephanie. Gerçi sevimsiz olmaya mecbur bir karakter, babasıyla arasında yaşananlardan sonra Strawberry Shortcake olmazmış o kızdan, ve olmamış da zaten. Gerçi kızdan nefret ettirmesine gerek yokmuş Darren Abimizin ama ettik bir kere. (Ama ben onun yerinde olsam daha da nefret edilebilir bir insan olurdum muhtemelen buna da şükür)
Aronofsky'le tek bağım Requiem for a Dream'di. Pi'ye katlanamadım, the Fountain'ı izlemedim. The Wrestler'dan ilk çıktığımda da filmi sevmediğimi düşünmüştüm. Rocky parodisi gibi geldi bana, bol klişeli biberli. Ama şimdi bakıyorum da bu kadar yazdığıma göre hakkında sevmedim desem de sevmişim aslında, en azından iz bırakmış bende. Bir sürü film gibi bir saatte buhar olup uçmamış aklımdan. Demek ki izlemeye değer bir filmmiş, muhtemelen vizyona girebilirmiş, bu kadar spoiler'dan sonra hala keyfiniz kaçmadıysa gidinizmiş, iyi seyirlermiş...

2 yorum

81. Oscar Adayları




"Üç Maymun" aday olacak mı heyecanı ile başladığımız ödül töreninin bu yılki galibi belli ki "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" olacak. Filmi tam da Oscarlık olduğu için sevemedim ve David Fincher'a hiç yakıştıramadım. Aynı şekilde "Slumdog Millionaire" de Oscarlık denilebilecek bir film. Fazla yerli yerine oturan hesaplı bir senaryosu, zorlama bir aşk hikayesi var. Tabi tam da bu nedenler yüzünden bu iki film, sürpriz olmazsa ödülleri toplayacaklar.
Sadece sanat yönetimi, kostüm adaylıkları bulunan "Revolutionary Road"un fena halde hakkının yendiğini düşünüyorum. Açıkçası yukarıda saydığım filmlerden çok daha iyi bir film. Sanırım akademi bir tane "Amerikan Güzeli" yeter diye düşünüyor.
Benim için çok fazla öne çıkan bir film yok bu yıl, ama yine de merak etmemek mümkün değil.

Adaylar;

En İyi Film

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi"/"The Curious Case of Benjamin Button" (Paramount-Warner Bros.)

· "Frost/Nixon" (Universal)

· "Milk" (Focus Features)

· "The Reader" (The Weinstein Company)

· "Slumdog Millionaire" (Fox Searchlight)

En İyi Kadın Oyuncu

· Anne Hathaway ("Rachel Getting Married")

· Angelina Jolie ("Sahtekâr"/"Changeling")

· Melissa Leo ("Donmuş Irmak"/"Frozen River")

· Meryl Streep ("Şüphe"/"Doubt")

· Kate Winslet ("The Reader")

En İyi Erkek Oyuncu

· Richard Jenkins ("Ziyaretçi"/"The Visitor")

· Frank Langella ("Frost/Nixon")

· Sean Penn ("Milk")

· Brad Pitt ("Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi")

· Mickey Rourke ("Şampiyon"/"The Wrestler")

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

· Amy Adams ("Şüphe"/"Doubt")

· Penélope Cruz ("Barselona, Barselona"/"Vicky Cristina Barcelona")

· Viola Davis ("Şüphe"/"Doubt")

· Taraji P. Henson ("Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi")

· Marisa Tomei ("Şampiyon"/"The Wrestler")

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

· Josh Brolin ("Milk")

· Robert Downey Jr. ("Tropik Fırtına"/"Tropic Thunder")

· Philip Seymour Hoffman ("Şüphe"/"Doubt")

· Heath Ledger ("Kara Şövalye"/"The Dark Knight")

· Michael Shannon ("Hayallerin Peşinde"/"Revolutionary Road")

En İyi Yönetmen

· David Fincher ("Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi")

· Ron Howard ("Frost/Nixon")

· Gus Van Sant ("Milk")

· Stephen Daldry ("The Reader")

· Danny Boyle ("Slumdog Millionaire")

En İyi Orijinal Senaryo

· "Donmuş Irmak"/"Frozen River" (Courtney Hunt)

· "Daima Mutlu"/"Happy-Go-Lucky" (Mike Leigh)

· "In Bruges" (Martin McDonagh)

· "Milk" (Dustin Lance Black)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Senaryo: Andrew Stanton, Jim Reardon, Öykü: Andrew Stanton, Pete Docter)

En İyi Uyarlama Senaryo

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Senaryo: Eric Roth, Öykü: Eric Roth, Robin Swicord)

· "Şüphe"/"Doubt" (John Patrick Shanley)

· "Frost/Nixon" (Peter Morgan)

· "The Reader" (David Hare)

· "Slumdog Millionaire" (Simon Beaufoy)

En İyi Animasyon

· "Bolt" (Walt Disney; Chris Williams, Byron Howard)

· "Kung Fu Panda" (DreamWorks Animation; John Stevenson, Mark Osborne)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Walt Disney; Andrew Stanton)

Yabancı Dilde En İyi Film

· "The Baader Meinhof Complex" (Almanya)

· "Sınıf"/"The Class"/"Entre les murs" (Fransa)

· "Departures" (Japonya)

· "Revanche" (Avusturya)

· "Beşir'le Vals"/"Waltz with Bashir" (İsrail)

En İyi Belgesel

· "The Betrayal (Nerakhoon)" (Yapımcılar: Ellen Kuras, Thavisouk Phrasavath)

· "Encounters at the End of the World" (Yapımcılar: Werner Herzog, Henry Kaiser)

· "The Garden" (Yapımcılar: Scott Hamilton Kennedy)

· "Man on Wire" (Yapımcılar: James Marsh, Simon Chinn)

· "Trouble the Water" (Yapımcılar: Tia Lessin, Carl Deal)

En İyi Görüntü Yönetmeni

· "Sahtekâr"/"Changeling" (Tom Stern)

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Claudio Miranda)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Wally Pfister)

· "The Reader" (Chris Menges, Roger Deakins)

· "Slumdog Millionaire" (Anthony Dod Mantle)

En İyi Sanat Yönetimi

· "Sahtekâr"/"Changeling" (Sanat Yönetmeni: James J. Murakami, Dekor: Gary Fettis)

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Sanat Yönetmeni: Donald Graham Burt, Dekor: Victor J. Zolfo)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Sanat Yönetmeni: Nathan Crowley, Dekor: Peter Lando)

· "Düşes"/"The Duchess" (Sanat Yönetmeni: Michael Carlin, Dekor: Rebecca Alleway)

· "Hayallerin Peşinde"/"Revolutionary Road" (Sanat Yönetmeni: Kristi Zea, Dekor: Debra Schutt)

En İyi Kostüm

· "Australia" (Catherine Martin)

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Jacqueline West)

· "Düşes"/"The Duchess" (Michael O'Connor)

· "Milk" (Danny Glicker)

· "Hayallerin Peşinde"/"Revolutionary Road" (Albert Wolsky)

En İyi Kurgu

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Kirk Baxter and Angus Wall)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Lee Smith)

· "Frost/Nixon" (Mike Hill and Dan Hanley)

· "Milk" (Elliot Graham)

· "Slumdog Millionaire" (Chris Dickens)

En İyi Ses Miksajı

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (David Parker, Michael Semanick, Ren Klyce, Mark Weingarten)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Lora Hirschberg, Gary Rizzo, Ed Novick)

· "Slumdog Millionaire" (Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Tom Myers, Michael Semanick, Ben Burtt)

· "Wanted" (Chris Jenkins, Frank A. Montaño, Petr Forejt)

En İyi Ses Kurgusu

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Richard King)

· "Iron Man" (Frank Eulner, Christopher Boyes)

· "Slumdog Millionaire" (Tom Sayers)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Ben Burtt, Matthew Wood)

· "Wanted" (Wylie Stateman)

En İyi Makyaj

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Greg Cannom)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (John Caglione, Jr., Conor O'Sullivan)

· "Hellboy II: Altın Ordu"/"Hellboy II: The Golden Army" (Mike Elizalde, Thom Floutz)

En İyi Müzik

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Alexandre Desplat)

· "Defiance" (James Newton Howard)

· "Milk" (Danny Elfman)

· "Slumdog Millionaire" (A.R. Rahman)

· "Vol.İ"/"Wall-E" (Thomas Newman)

En İyi Şarkı

· 'Down to Earth' ("Vol.İ"/"Wall-E" filminden; Söz: Peter Gabriel, Müzik: Peter Gabriel and Thomas Newman)

· 'Jai Ho ("Slumdog Millionaire" filminden; Söz: Gulzar, Müzik: A.R. Rahman)

· 'O Saya ("Slumdog Millionaire" filminden; Söz ve Müzik: A.R. Rahman, Maya Arulpragasam)

En İyi Görsel Efekt

· "Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" (Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron)

· "Kara Şövalye"/"The Dark Knight" (Nick Davis, Chris Corbould, Tim Webber, Paul Franklin)

· "Iron Man" (John Nelson, Ben Snow, Dan Sudick, Shane Mahan)

En İyi Kısa Film

· "Auf der Strecke (On the Line)" (Reto Caffi)

· "Manon on the Asphalt" (Elizabeth Marre, Olivier Pont)

· "New Boy" (Steph Green, Tamara Anghie)

· "The Pig" (Tivi Magnusson, Dorte Høgh)

· "Spielzeugland (Toyland)" (Jochen Alexander Freydank)

En İyi Kısa Animasyon

· "La Maison en Petits Cubes" (Kunio Kato)

· "Lavatory - Lovestory" (Konstantin Bronzit)

· "Oktapodi" (Emud Mokhberi, Thierry Marchand)

· "Presto" (Doug Sweetland)

· "This Way Up"(Alan Smith, Adam Foulkes)

En İyi Kısa Belgesel

· "The Conscience of Nhem En" (Steven Okazaki)

· "The Final Inch" (Irene Taylor Brodsky, Tom Grant)

· "Smile Pinki" (Megan Mylan)

· "The Witness - From the Balcony of Room 306" (Adam Pertofsky, Margaret Hyder)

adaylar için kaynak sinema.com

1 yorum