La Fille sur le Pont


Hayat, aşk yaşadığında başlar. Yoksa bir hiçsin..”

1999 yapımı,
"Şans verilmez, alınır" mesajlı; yönetmeni Patrice Leconte'ye ve başrol oyuncularına hayran kalmanıza neden olan enfes bir aşk filmi.
Hatta "aşk filmi" genresinde incelenmesi filme hakaret bile sayılabilir, çünkü bu zamana kadar aşıkların öpüşmediği başka bir filme rastlamadım, bu hariç. Gecikmiş olsam da, son zamanlarda izlediğim en güzel film.

- Şansa inanır mısın?
- Evet..
- Neden?
- Çünkü çok güzel göğüslerin var..

Adele, hayatı boyunca sadece kötü şans'a sahip olduğuu düşünen, pesimist ve yukarıdaki diyalogun taraflarından biri olabilecek kadar saf biridir.. Bir gece yarısı intihar etmek için gittiği bir köprüde Gabor ile tanışır. Gabor, sirklerde ve özel gösterilerde bıçak atarak hayatını kazanmaya çalışan, hayatını 'şans' üzerine kurmuş bir görüntü çizen havai davranışları, hayalleri ve her şeyden öte kalbi olan bir adamdır. Adele'i bu depresyondan kurtarmayı üstün ikna kabiliyeti ile başarır ve gidecek yeri olmayan bu genç kadınla birlikte hayatı yenmek üzere yola çıkar. Erkeklere hayır deme konusunda çok da başarılı olamayan Adele, bir güzel söze ya da kendisine 'yatağın hangi tarafında yatmasını istediğini' soran herhangi bir erkeğe güvenecek kadar temiz kalplidir olmasına; ancak Gabor da bir kadının zaafından faydalanacak kadar çiğ biri değildir. Tutkuları, onları bir yol ayrımına ya da tren yolundaki makaslardan birine götürecektir kuşkusuz. Gabor'un da dediği gibi; “Yanlış yol yoktur, kötü yol arkadaşları vardır..
Ve kumar başlar: Gabor'un, Adele'in şansına, şahsına ve daha doğrusu kendisine olan inancı, Adele'i olduğu kadar onu da şaşırtmaktadır hiç şüphesiz. Defalarca rulette 0 numaraya oynamak ve asla kaybetmemek; lokal bir çekilişten, numara seçme karşılığıyla araba kazanmak; sürekli ama sürekli birbirlerine olan güvenleri, şansları.. Hayat, onları birbirlerinin eşleniği, birbirlerinin şansı olmaları için biraraya getirmiş bir krupiyedir belki de.
Ancak bu kazanım, bu iyi gidişat Adele'i korkutmaktadır ki Gabor'a, “Kaybetmeyi öğren yoksa kazanmak sıkıcı olacak” diyecek raddeye gelir.. Aralarındaki kaçınılmaz çekimin epritici korkusu tutku ile birleşmiş ve onları artık geri dönülmez bir yolun başında terketmiştir.

Vanessa Paradis'in Adele rolündeki muhteşem performansına, Daniel Auteuil'in Gabor karakterine ve onun umursamaz ama hayatın her türlü pisliğini/güzelliğini tatmış hür seyyah hallerine, filmin İstanbul'da, Galata Köprüsü'nde sonun başlangıcını temsil eden finaline, insanı bulunduğu konumdan başka bir yere sürükleyen ve ölçümlenemeyecek bir hissiyat yaşatan ost'sine bayılmış olmama rağmen; yabancı yapımların Türkiye tasvirlerinde muhakkak ezan motifini kullanıyor olmalarından duyduğum rahatsızlığı da belirtmem gerek. Dışarıdan bakıldığında nasıl görünür olduğumuzun da en net emaresi bu olsa gerek, üzücü..

1,5 saatin akabinde, son kertede film için söylemem gerekenlere gelirsem;
şans, hakikaten bir ölüm-kalım meselesidir ve şanssız olduğuna inananlar, elindeki kıymetini bilmeyip sahip olamadığını doğru zannedenlerdir Gabor'un da dediği gibi.
Son bir temenna da senarist Sergey Frydman'a gitmeli çünkü her repliği aforizma sayılabilecek bir filmin yaratılmasında çok büyük emeği var. İzlemeyenlere, iyi şanslar..

2 yorum:

  1. Burak said,

    Birden fazla kez izlediğim yegane filmlerden. Özellikle Gabor^un "Şans^ın hep elimizde olmayan şey olduğunu düşünürüz" dediği yer özetliyor bence filmi, Vanessa için hiçbir şey diyemiyorum.. Melek gibi :)

    on 21 Ocak 2008 09:21


  2. hayalmeyal said,

    açılışı çok güzeldi bu filmin, adele'nin bir şeyleri beklediğini söylediği bölümler. bunun dışında gerçekten dozunda bir romantizmi var filmin.
    sevdiğim filmlerden biri, burda görmek beni sevindirdi.

    on 23 Ocak 2008 21:35