Jules et Jim


Yönetmen: François Truffaut

Oyuncular:Jeanne Moreau,Oscar Werner, Henri Sere

(1962)

“korkarım ki bu dünyada hiç mutlu olmayacak o

herkes için bir hayalet o belki

sadece bir kadın değil”

Bazen zihin oyun oynar.. bazı insanlarınki diğerlerinden daha fazla..

Nerede, nasıl , kiminle olursa olsun huzursuzluğunu susturamayacağını belki de kendisinden daha fazla kimsenin bu kadar iyi bilemeyeceği Catherine; yanılsamaların yenik düşmek istediği bir anda ben sizden önce böyle gülmezdim diyerek kendine umut vaad eder.. ancak bunun bir vaadden öteye geçemediğini sonda görürüz, film boyunca ise zaten geçemeyeceğini..

İsteklerimizin aslında çok basit olduğunu sanırken o basitlik çemberi içinde dönmeye başladığımızda kendi ellerimizle boğazımızı sıkarken başkalarını da yanımızda nasıl sürükleyebildiğimizin öyküsü gibidir.. ancak onlar da ar(ı)z(aya)^a dair bu çekimi hissettiklerine göre ayakları yakındır merkeze..

“Catherine, bir şeyi yapmak isterse kimseyi incitmediğine inandığı sürece bazen yanılsa da zevk için ve ders almak için istediğini yapar. Böylelikle bilgeliğe ulaşacağını düşünüyor.”

Eşkenar üçgenin kenarları her zaman eşit kalamasa da eş kalmalarını engelleyen hiçbir şey yoktur, kendilerinden başka..

Bir beden iki kafa ile bir baş bir olmuşlar koşmuşlar koşmuşlar koşmuşlar..

2 yorum:

  1. Dylan Dog said,

    her filmini çok sevdiğim truffaut'un nedense en az sevdiğim filmidir. Bence zamana göre geride kalmış bir film. Ama yorumun güzel olmuş

    on 24 Mayıs 2007 17:21


  2. ne acaip insanlar bunlar demiştim film bitince. sonra bir şey vardı da ben mi anlamadım diye düşündüm.

    Truffaut'un çıraklık dönemi filmlerindendi yanlış hatırlamıyorsam.

    uzun boylu esmer çocuğun yürüyüşü aklımdakalmış. neydi öyle. aslında hepsi salınır gibi yürüyordu. sanki rüzgar yutmuş gibiydiler.

    Aralarındaki ilişki çok kurmacaydı. Erkek ile kadın arasında dostluk olur mu olmaz mı meselesi öteden beri peşimi bırakmamıştır ama aradığım cevapları bulamamıştım film bitince. yani filmlerden medet ummamak gerek diyorum.

    hala erkek ile kadın arasında, "cinsellik" denen hadiseden ötürü dostluk olamayacağına/kurulamayacağına dair -belki de kimilerine saplantılı gelebilecek- o meşhur ingiliz atasözünün doğruluğuna inanıyorum ben. Jules et Jim de bu fikr-i sabitimi pekiştirdi.

    son bir not: film, dostların birbirlerine yazmış oldukları mektupların resimli hali gibiydi.

    ya da şöyle bir şey: batı klasikleri sinemaya uyarlanır ya hani. filmde hala kitabın izleri, kokusu filan durur. uyarlamaların tehlikelerinden biri de bu galiba. Jules et Jim'de de böyle bir şey vardı sanki.

    ama ilk tesbitim daha bir yerinde gibi geldi bana.

    velhasıl ne söylersem söyleyeyim, sizin yorumunuzun masalsılığını aşamayacak.

    on 30 Temmuz 2007 15:25