Yumurta

Semih Kaplanoğlu’nun “Yumurta”, “Bal”, “Süt” adlarını taşıyan üçlemesinin ilk, kronolojik olarak da son filmi. Yusuf annesinin ölümü nedeniyle Tire’ye dönmek zorunda kalan, bir kitabıyla ödül almış şair ve bir sahaf sahibidir. Cenazeden sonra hemen geri dönmek ister, ancak annesinin adağı ve yapılması gereken birkaç şey onu geciktirir. Ama Yusuf artık buraya yabancıdır. Annesiyle yaşayan ve üniversiteye hazırlanan Ayla sayesinde geçmişinde biraz yolunu bulmaya çalışır, ancak geçmiş tamamen belirsizleşmiştir. Akrabalarından kimin ölüp kimin yaşadığını bilmez Yusuf, tanıdıklarını birbirine karıştırır. Geçmiş belirsizleşmiştir. Eski sevgilisi Gül “Sen Tire’den başka bir yerde yaşayamam” derdin dediğinde Yusuf önce, “Ben mi öyle derdim” der şaşırarak, sonra ise “Ben buradan nefret ederdim” diye ekler sertçe. Ama öyle midir acaba? Kimin anısı doğrudur?

Yusuf’a burası kuyuları da hatırlatır. Rüyasında bir kuyuya düştüğünü görür, sonra eve gelen elektrikçiye çocukken babanla kuyu açardık der. Kuyularla bir alıp veremediği vardır Yusuf’un belli ki, ama ne olduğunu pek anlamayız, geçmişi mi, Tire mi, yoksa şimdi yaşadığı yabancılaşmış hayat mıdır kuyu? Biraz belirsiz bu kuyunun bize anlattıkları, belki Yusuf’un çocukluğuna döndükçe anlam kazanacaktır. Annesinin ölümünden sonra bile ağlamayan, kendisiyle, geçmişiyle yüzleşmeyi beceremeyen Yusuf, hemen kaçıp gitmeye çalışır. Ancak annesinin adağı belli ki hemen gitmesini engellemekten daha fazla anlam ifade eder, çünkü onu hem geçmişine hem de Ayla’ya bağlar. Adağı kestikten sonra yine gitmeye kalkar Yusuf, ama gidemez. Hayatının içinde biraz sağa sola çarparak düşüp kalkarak ilerlerken, dönüş yolculuğunda bir tarlada köpekle baş başa -yüz yüze mi demeli?- geçirdiği bir gece sonrası ağlar ilk kez ve düştüğü yerden kalkıp geri döner. Ayla ile birlikte kahvaltı eder.

Semih Kaplanoğlu pek sevdiğim bir yönetmen değildi. “Herkes Kendi Evinde” ve “Meleğin Düşüşü” bana kalırsa doğal olmaya çalışan filmlerdi ve doğallığın altı bu kadar çizilince de samimiyetsiz filmler olmuşlardı. Karakterleri ise derinleşmeye çalıştıkça yüzeyselleşmişlerdi. Bu filmi ise gerçekten beğendim. Ama yine de filme gölge düşüren birkaç sahne var. Bir kadının hediye almak için sahafa geldiği ve şarap karşılığı yemek kitabı aldığı sahne Yusuf’un karakterinin altını fazlasıyla çizmek için çekilmiş bir sahne izlenimi yaratıyordu. Bir de Ayla’nın karanlıkta arkadaşıyla yaptığı üniversiteye hazırlık konuşması, çok amatörce ve filmin bütünlüğünü bozan bir sahneydi bana kalırsa.

Oyuncular ise gerçekten çok başarılılar. Özellikle Nejat İşler’in kendisinden çok şey kattığı hissediliyor Yusuf karakterine ve gerçekten çok uygun da düşmüş ekledikleri. Film hem olumlu eleştiriler, hem de bolca ödül aldı her gittiği festivalden.. Semih Kaplanoğlu’nun “Kasabası” diyerek sevenler oldu, tam da “Kasaba”ya benzemediği için sevenler de, eskimiş bir metaforu yerli yerinde kullandığı için sevenler de oldu, fazla metaforik olmasına rağmen sevenler de... Çok konuşulan bir film olmaya devam edecek sanırım Yumurta. Bense bu üçlemeden umutluyum. Mekan kullanımı ve güzel görüntüler bir yana böyle düşünmem için annenin yer aldığı açılış sekansı bile yeter.

1 yorum:

  1. Burak said,

    ben filmi pek sevmedim, son dcerece yorgun bir filmdi.. sonunda nuri bilge ceylan^a özel teşekkürler yazmasaydı da afallardım, mutlaka bir parmağı var.. kamera sabit 25 dk bekliyoruz, kasvet, boğucu, basık! :)

    on 17 Kasım 2007 00:57